GÜN ZİLELİ/Fikir Özgürlüğünü Kim Savunur, Kim Savunmaz? / 02.12.2017

FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KİM SAVUNUR KİM SAVUNMAZ? /GÜN ZİLELİ


Bir zamanlar bu sitede de yazıları ve tartışmaları yayınlanan ve halen de okumak isteyenlere açık olan Taylan Kara arkadaş düştüğü bayırdan aşağı yuvarlana yuvarlana en sonunda TKP denilen hilkat garibesinin yayın organı “Sol” adlı sitede kendine bir köşe bulmuş. Önceleri makul bir arkadaş gibi görünüyordu. Hatta edebiyat ve sanat ödüllerine karşı ilk çıkışlarını, cesur yazılarını bir süre desteklemiştim. Fakat bir noktadan sonra, giderek saldırgan bir hal almaya ve mantığı zorlamaya başladı eleştirileri. İlk çıkış noktasının doğrultusunda yürümeye devam etseydi, çok iyi yerlere varabilecekti. Ne yazık ki, tam tersi yönde ilerledi veya geriledi.

Bir arkadaşımın gönderdiği, 1 Aralık 2017 tarihinde yayınlanan “Liberal ahmaklık ve bir uyuşturucu olarak ‘fikir özgürlüğü’” başlıklı yazısı beni pek şaşırtmadı da acı acı güldürdü. Bütün hırslar gibi yazar olma hırsı da insanları nerelere sürüklüyor, nasıl da mantığını kaybetmesine neden oluyordu. Bu mantık ve izan dışı yazıyı yayınlayan “Sol” sitesinin sorumlularına ise artık pek bir şey demeyeceğim. Onları yönlendiren, genelde politik hırslarıdır. Yazarlarının mantık hatalarını göremeyecek kadar gözleri kararmış demek ki.

Benim açımdan ve okur açısından oldukça zahmete yol açsa da Taylan Kara’nın yazısını birkaç noktada ayrıntısıyla ele almak zorundayım. Çünkü bakış ve mantık yanlışları yazının her satırına sinmiş durumda. Hiç de sevdiğim bir şey değildir bu, ama işte hayat insanı sevmediği şeyleri yapmaya da zorluyor. Oysa bu öğleden sonrayı, Arkadaş Yayınları’nın 2008 yılında bastığı, Anne Applebaum’un Gulag (çev: Ufuk Demirbaş) adlı kitabının tanıtmasını yazmaya ayırmıştım.

Taylan Kara, yazısının başına, kendisini tamamen yalanlayan, Rosa Luxemburg’un şu sözünü bir epigraf gibi koyarak başlamış:

Özgürlük her zaman ve istisnasız farklı düşünene tanındığında özgürlüktür. (R. Luxemburg, Rus Devrimi,Yazılama yayınları, 2009)

Taylan Kara, Rosa Luxemburg’un tamamen katıldığım bu sözünü eleştiren tek bir laf etmeden yazısına devam etmiş. Bu acaba R. Luxemburg’a gizli bir eleştiri midir? Yani Taylan Kara, “yuh be, R. Luxemburg bile ‘liberal ahmaklığa’ kapılmış” mı demek istemiştir? Eğer bunu demek istemişse Rosa’ya eleştirisini neden açık açık yapmamıştır? Belki de sağa sola bol bol üfüren Kara, bu kadarına cesaret edememiştir de, bu alıntıyı kendisine karşı getirecekleri şimdiden engellemek için yazısının başına koymak yoluna gitmiştir. Yoksa TKP’lilerin yayınevi olan Yazılama Yayınları’nın kısa yoldan reklamından yararlanmak isteyen “Sol” editörleri mi bu alıntıyı koydular özellikle? Aman canım, ben de öküz altında buzağı aramaya başladım.

Taylan Kara, bundan sonra Voltaire’e “mal edildiğini” belirtmek gereğini duyduğu şu ünlü cümleyi alıntılamış:

“Fikrinize katılmıyorum ama fikrinizi açıklamanız için canımı veririm.”

Sonra da şöyle bir ara başlık atmış:

“Voltaire böyle bir cümle söyledi mi?”

Hımm, demek bu cümle aslında Voltaire’e ait değil, en azından kuşkulu bir durum var diye düşünüyorsunuz. Zaten Taylan Kara da ağzındaki baklayı çıkarıveriyor:

Voltaire’in böyle bir cümlesi yoktur…Voltaire’in hiçbir kitabında geçmez.

Tam, demek ben yıllardır yanlış biliyormuşum, diye düşünmeye hazırlandığınız sırada, Taylan Kara bu sefer şöyle söyleyiveriyor:

Bu yalan, Voltaire’in bir papaza yazdığı mektupta bambaşka bir bağlamda geçen ‘yazdıklarınızdan nefret ediyorum ama yazmaya devam etmeniz için canımı veririm’ ifadesinden çıkmıştır.”

Burada biraz durmamız gerekiyor. “Yalan” sözcüğü sadece olgulara ilişkin kullanılır, fikirler için kullanılan sözcük “yalan” değil, “yanlış” olabilir ancak. Öte yandan, Taylan Kara bu cümlesiyle, yukarıdaki, “Voltaire’in böyle bir cümlesi yoktur” cümlesini nakzetmektedir. Kara, “bambaşka bir bağlamda” demiş ama bu bağlamı açıklamadığı için bu deyişi de tamamen havada kalmış. Yoksa Kara, Voltaire’nin ifadesini kitapta değil de mektupta geçtiği için yok saymaktan mı yana? “Cümle” ile “ifade” arasında bir fark olduğunu mu söylemiş oluyor? Öyle olsa bile “yoktur” diye kesin ifadeler kullanması olacak şey değildir. Kara’nın yazdıklarından hareket edecek olsak bile, Voltaire’nin cümlesinin “yok” değil, “var” olduğunu bir kere daha görmüş oluyoruz. Diyelim ki Voltaire’in böyle bir cümlesi yok, otoritelerden bu kadar korkmaya ne gerek var ki? Rosa Luxemburg’dan kendini nakzeden alıntılar koy, fakat onun otoritesinden korktuğun için tek bir söz etme. Keza Voltaire gibi büyük bir ismin manevi otoritesinden korktuğun için tutarsızlık üzerine tutarsızlık yaparak “var olsa da yoktur” anlamına gelecek saçmalıklara sap. Oysa ben olsam, Voltaire yanlış söylemiş der geçer, okur ve eleştirmenleri boşu boşuna akıl yürütmek ve kalem sallamak zorunda bırakmazdım.

Buraya kadarı bir şey değil, hatta sadece girizgâh. Esas saçmalamalar bundan sonra başlıyor. Konuya şöyle girmiş Taylan Kara:

Bu ülkede hiçbir iktidar sosyalistlere ‘fikrinize katılmıyorum ama fikrinizi açıklamanız için canımı veririm’ demedi.”

Tamam da, acaba Taylan Kara’nın özgürlük düşmanı iktidarlardan böyle bir beklentisi vardı da, hayal kırıklığına mı uğradı? İyi ya işte, iktidarlar bunu demediyse (ne de olsa özgürlükçü Voltaire ile özgürlük düşmanı iktidarlar arasında bazı farklar olması gerekiyordu) sadece özgürlüğe karşı oldukları için dememişlerdir, başka bir nedeni olamaz. Taylan Kara’nın başından sonuna kadar devam eden mantık çarpıklığı burada ilk kez net bir şekilde su yüzüne çıkıyor. Eğer iktidarlar, esasında hiç de öyle olmadıkları halde buna benzer bir cümle etselerdi, Taylan Kara o zaman belki biraz haklı olurdu. O zaman diyebilirdi ki, “bakın, bunlar böyle söyler ama fiiliyatta tersine yaparlar.” Oysa Kara, öyle demiyor da, “demediler” diyor. Bu ise sadece iktidarların özgürlük karşıtlığı konusundaki tutarlılıklarını ortaya koymaktan başka bir işe yaramıyor.

Bundan sonra Taylan Kara, sanki çok ispatlanmaya muhtaç bir şeymiş gibi, yukarıdaki özgürlük karşıtı “kuvve”lerini “fiile” geçirerek şöyle diyor:

‘Fikirlerine katılmadıklarını fark ettikleri’ sosyalistler hapse atıldı, öldürüldü, toplumdan kazındı.”

Taylan Kara, bundan sonra da başka bir sürü örnek vererek zahmet etmiş, fakat bunlar zaten bilinen şeyler. Yani iktidar sahipleri her zaman böyle yaparlar. Voltaire’in sözlerini söylemeyenler meşreplerine uygun davranıp özgürlüklere ve muhaliflere saldırmışlar. Bunda da şaşılacak hiçbir şey yok.

Taylan Kara’nın mantıksızlıkla malul bütün cümlelerini buraya alırsak bu yazı bitmez, inanın bana. Onun için, bundan sonra ister istemez seçme yapmak zorundayım. Yazının ortalarına doğru Taylan Kara bu sefer şöyle demiş:

Toplumdaki güç dengesini ve iktidarda kimin olduğunu dikkate almadan “her görüş özgürce açıklansın ilkesi”savunulduğunda ortada kalacak olan tek şey iktidarın görüşüdür.”

Mantık çarpıklığının zirve noktalarından biridir bu satırlar. Görüşlerini istedikleri gibi ortaya koyabilenler kim: İktidardakiler. Peki görüşleri baskı altında olanlar kim: İktidarın karşında olan görüşler, öyle değil mi? Peki, böyle bir durumda “her görüş özgürce açıklansın” talebi, görüşleri yasaklayanların mı işine yarar, yoksa yasaklananların mı?

Affınıza sığınıp ilkokul beşinci sınıf düzeyinde bir örnek vererek anlatmaya çalışayım: Diyelim ki, bir pazar var. İnsanlar gelip bu pazarda mallarını sergiliyor ve satıyor. Bazı zorbalar pazara hâkim olmuş, kendileri dışındakilerin pazarda mallarını sergilemesini ve satmasını engelliyor. Böyle bir durumda “her pazarcı malını pazarda serbestçe satabilmelidir” talebi kimin işine yarar? Zorbaların mı, yoksa malını pazara süremeyenlerin mi?

Zaten Taylan Kara yazıya şaşkın ördek misali tersten daldığı için sık sık kendini nakzeden şeyler söylemekten geri kalmamaktadır:

İktidarın fiili özgürlüğü, ‘fikir özgürlüğü’ne sığmaz. Eski çağlardan bu yana iktidarda olan, elindeki silahlı güç ve propaganda aygıtları ile zaten muazzam bir ‘ifade özgürlüğü’ne sahiptir… İktidardaki görüşün kendini ifade etmesi için demokrasiye veya bu ilkeye ihtiyacı yoktur.”

Doğruyu kendisi söylemiş. O zaman “herkese fikir özgürlüğü” demek, ona ihtiyacı olmayanların değil, ihtiyacı olanların talebidir her şeyden önce.

Ne var ki, Taylan Kara tersten dalmaya devam ediyor ve yukarıda söylediklerini bir kere daha nakzediyor.

Bu ‘fikir özgürlüğü’ ilkesi adı altında iktidarın, kendini zaten fiilen her yerde ifade edebilenin, güçlünün ifade özgürlüğünü savunmak, su katılmamış bir liberal ahmaklıktır.”

Bu durumda yeniden belirtmek zorundayım. İktidar “fikir özgürlüğü”nden zaten yararlandığına göre sınırsız fikir özgürlüğünü savunmak muhalefete yarar ve iktidarı sıkıştırır. Çünkü onun bu özgürlükten fazla bir kazancı yoktur ama muhalefetin çok büyük kazancı vardır. Örneğin, “Ülkenin zenginliklerinden herkes yararlansın” dendiği zaman, bu zenginliklerden zaten bol bol yararlanan zenginler memnun kalmaz bu slogandan. O zenginlikler kendisinden esirgenen emekçiler ister bunu.

Bu ahmaklık, Nazi Almanya’sında Nazilere karşı mücadele edenleri “Ama Nazilerin de sizin kadar görüşlerini ifade etmeye hakkı var” diyerek despotlukla suçlayabilir, Nazilerle Nazi karşıtlarını eşitleyebilir, Nazi karşıtlarının Nazilere karşı mücadelesini “baskıcı” ve “totaliter” bulabilir. “Naziler sizin görüşünüzü engelliyor ama siz de Nazilerin görüşünü engelliyorsunuz. Aslında iki taraf da despotik” diyerek ahmaklığın doruğuna çıkabilir… Nazi Almanya’sında fikir özgürlüğünün anlamı nedir? 1942’de Adolf Hitler’in bir radyo konuşmasını kesmek, A. Hitler’i bir tartışma programında protesto edip konuşturmamak fikir özgürlüğünü kısıtlamak mıdır?

Taylan Kara’nın mantığındaki çarpıklık burada doruğa çıkıyor. Nazi Almanya’sında özgürlüğün kırıntısını bile bırakmayan Nazilere karşı mücadele, özgürlük mücadelesidir. Dolayısıyla kimsenin bu mücadeleyi “baskıcı” ve “otoriter” bulması söz konusu olamaz. Olsa olsa bu saçmalığı Naziler ileri sürebilir belki ama onların bile aklına böyle “dahiyane” bir suçlama gelmemiştir. “Naziler görüşünüzü engellemiyor” gibi bir argüman Taylan Kara’nın dışında kimsenin aklına gelmemiştir bugüne kadar.

Nazi Almanya’sında fikir özgürlüğünün anlamı Nazilerin ezdiği özgürlükleri savunmaktır. Dolayısıyla bu özgürlükleri savunmak Nazilerin aleyhinedir. Öte yandan Taylan Kara, aç tavuk kendini arpa ambarında zannedermiş misali, Nazi Almanya’sıyla ilgili hayaller görmeye başlamış… 1942’de Hitler’in radyo konuşmasını kesmek gibi. Özgürlükler tamamen bastırıldığından bu imkânsız bir şeydir ama diyelim ki, Hitler’in toplantı yaptığı masanın altına bomba yerleştiren Claus von Stauffenberg gibi bir kahraman bunu gerçekleştirmiş olsun, bu eylem özgürlükçü bir eylem olurdu. Çünkü karşıt fikrin özgürlüğünü savunmak ne kadar özgürlükçü bir tutumsa, özgürlüğü bastıran tiranı susturmak da o ölçüde özgürlükçü bir eylemdir. Öte yandan, Hitler’in konuşmasını yarıda kesmekle, iktidarda olmayan Nazi taraftarlarının propagandasını engellemek aynı şey değildir. Böyle bir şey yapıldığında, özgürlükçü olunmaz, gelecekteki özgürlük düşmanlığının yolu açılmış olur.

1980’lerde bir Karl Popper modası başlamıştı. Ben de merak etmiş, onun Açık Toplum ve Düşmanları kitabını edinip okumuştum. Popper’in başka eserlerindeki bilimsel alana ilişkin saptamaları gerçekten önemliydi ama bu kitaptaki siyasi saptamaları beni pek çekmemişti. Dahası, bazı fikirleri, bırakın çekmeyi, itmişti de. Karl Popper, özet olarak söyleyecek olursam, gelecekte özgürlüğünü ortadan kaldıracak olanların (örneğin “proletarya diktatörlüğü” taraftarlarının) özgürlüğünü şimdiden bastırmanın bir zorunluluk olduğunu ileri sürüyordu.

Taylan Kara “liberalizm”e çok esip üfürüyor ama kendi özgürlük karşıtı fikirlerinin bu libero-muhafazakâr görüşten pek de bir farkı yok. Hepsi aynı kapıya çıkıyor: Birilerinin özgürlüğünü şu ya da bu gerekçeyle elinden almak, bastırmak.

Özgürlüğü bastıran kendi özgürlüğünün bastırılmasının da yolunu açar.

Özgürlük her zaman ve istisnasız farklı düşünene tanındığında özgürlüktür.

Bu yazıya daha fazla devam etmek belki mümkündü ama beni affedin, gerçekten gücüm tükendi. Eskiler bu benim yaptığıma “abesle iştigal etmek” derlerdi.

Gün Zileli

2 Aralık 2017

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

Taylan Kara’nın yukarıdaki yazım bir gün sonra verdiği cevap aşağıdadır:

GÜN ZİLELİ’YE YANIT / TAYLAN KARA

Gün Zileli’nin yazımla (1) ilgili yazdığı yazıyı (2) okudum. Normalde yazılarımla ilgili açıklama yapmayı doğru bulmam. Yazıda yazan neyse odur. Ancak G. Zileli’nin yazısında benim yazıma atfedilen yanlış çıkarımları açıklamak gerekiyor. *** 1.Bu yazı “fikir özgürlüğü”nü reddetmez. Verilen örneklerde gösterdiği gibi liberallerin ve Gün Zileli’nin linkteki yazısında savunduğu şeklini reddetmektedir. Bu yazının özeti, yazıdaki şu alıntıdır: “Özgürlük Nazi Almanya’sında Yahudilerin, İsrail’de Filistinlilerin, Suudi Arabistan’da gayrimüslimlerin ifade özgürlüğüdür.” R. Luxemburg alıntısı da bunu söyler: “farklı düşünenin, azınlığın, güçsüz olanın, muhalif olanın fikir özgürlüğü”. Yazı bunu savunmaktadır. Oysa G. Zileli bunu savunmaz. G. Zileli “farklı düşünenin” değil “herkes için fikir özgürlüğü”nü savunmaktadır. O “herkes”in içinde Obama, 500 korumayla gelen bakan, Kissinger, Vietnam kasabı Kommer de vardır. G. Zileli’nin görüşü ile bu yazının ayrıştığı temel nokta burasıdır. Linkteki tartışmada G. Zileli, “Obama’nın fikir özgürlüğünden söz etmek artık komedidir.” diye yazan bir yorumcuya şu yanıtı verir (3): “Böyle bir ayrım yok. İfade özgürlüğü herkes için söz konusudur. Diyelim ki, bir yerde Obama’nın kendini ifade etmesini engellersen ona da karşı çıkarım. Bu, benim Obama ile gerçekten mücadele edebilmem için gereklidir her şeyden önce. Bu kadar zor mu bunu kavramak. Sadece güçsüz olanların ifade özgürlüğünü savunurum demek, güçsüz olanın ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının koşullarını da yaratırım demekten farksızdır.” * G. Zileli’ye şöyle bir eleştiri gelir: “Bushun ortadoğu teorisyeni Bernard Lewis, emekli olmuş artık devlet görevi kalmamış milyonların katili Kissinger, vietnam kasabı Kommer… Brezinski… CIA nın eski şefi… Mantığınıza göre hepsi şu an sadece eli kalem tutan insanlar, devlet güçleri yok. Hepsinin fikir özgürlüğü var. ..Fikir özgürlüğü, sadece azınlığın, kendini ifade etmesi sınırlanmış, güçsüz olanınki ise anlamlıdır. Burada Obamanın fikir özgürlüğünden söz etmek artık komedidir.” G. Zileli, bu eleştiriyi de yukarıdaki aynı paragrafla yanıtlar. * Oysa yazısında, benim verdiğim Nazi örneklerini çürüteceğim diye G. Zileli kendisine ters düşmektedir. “Nazi Almanya’sında özgürlüğün kırıntısını bile bırakmayan Nazilere karşı mücadele, özgürlük mücadelesidir. Dolayısıyla kimsenin bu mücadeleyi “baskıcı” ve “otoriter” bulması söz konusu olamaz.” Kommer’e, Kissinger’a, Obama’ya karşı mücadele neyin nesidir peki? Obama’nın konuşma özgürlüğünü savunmasının nedeni “Obama’nın özgürlük kırıntısı” bırakması mıdır? Bu çerçevede düşünüldüğünde Obama ile Nazilerin farkı nedir? * G. Zileli’ye şöyle bir soru sorulur: “birkaç yıl önce burhan kuzu ankara siyasal bilgiler fakültesinde konuşturulmadı. ifade özgürlüğü engellendi, mutlak özgürlük ise onun konuşturulmaması, yumurta atılması da yanlıştı. öğrenciler sadece protesto edebilir, sorular sorarak onu zor duruma sokabilirlerdi. ne düşünüyorsun? ikincisi mesela abdurrahman dilipak ya da abdulkadir selvi gibi yazı yazzarak hükümeti destekleyen isimler için de bu özgürlüğü istiyorsun, bunu anlıyorum yazdıklarından. mesela gezi direnişi sırasında dilipak gezi parkına gelip camide içki içildiğini, kabataşta başörtülü bacımıza saldırıldığını söylemek istese buna ne tepki verirdin? pratikte ne olurdu.” G. Zileli’nin yanıtı aşağıdaki gibidir: engellenmesine her durumda karşıyım. Orhan (burhan) Kuzu sorularla sıkıştırılmalı ama konuşması engellenmemeliydi. tabii ki, onun bu soruların sorulmasına ne kadar izin vereceği ayrı bir konu. Eğer bunu engellemek isterse kendisinin konuşturulmaması da ifade özgürlüğü açısından bir gerekliliktir. aynı şeyi Dilipak için de söyleyeceğim. diyelim ki, Dilipak Gezi’ye geldi ve bilinen iftiralarını yaptı. Onu orada sorularla ve karşı konuşmalarla bir güzel sıkıştırmak varken konuşmasını engellemek yanlıştır. Böyle örnek bir tutum gezi7nin özgürlükçülüğüne ve yeni bir toplum vaadine uygun olurdu. kaba saba yasakçılığın doğru olabileceği hiçbir durum yoktur. Yazımı eleştirdiği yazısında ise bu söylediklerinin zıddını söyler: “Çünkü karşıt fikrin özgürlüğünü savunmak ne kadar özgürlükçü bir tutumsa, özgürlüğü bastıran tiranı susturmak da o ölçüde özgürlükçü bir eylemdir. “ * G. Zileli, 500 korumayla gelen bakanın konuşmasını, bu bakan özgürlükçü olduğu için mi savunmaktadır? Yok eğer bu bakan “özgürlüğü bastıran biri” ise onu konuşturmayan öğrencilere niçin laf etmektedir? *** 2. Hiçbir teorik tartışmaya girmeksizin şunu söyleyeyim: Örneklerde de görüldüğü gibi G. Zileli’nin “fikir özgürlüğü” anlayışının pratik sonucu Obama’nın, 500 korumayla gelen bakanın fikir özgürlüğüdür. Herkes için eşit olanakların olmadığı bir dünyada “HERKES için fikir özgürlüğü” bir palavradır. Tutarlı bir ilkeymiş gibi görünen “herkes için fikir özgürlüğü” anlayışınızın pratik sonucu asla “HERKES için fikir özgürlüğü” olmamış, daima fikrini “zaten sınırsızca ifade edenlerin özgürlüğü” olagelmiştir. * Gün Zileli, 500 korumayla gelen bakanı sorularla sıkıştırmayı önermekte , “bunu engellemek isterlerse kendisinin konuşturulmaması da ifade özgürlüğü açısından bir gerekliliktir” diye yazıyor. Burada, “Auschwitz tatsızlığı ve sorularla terleyen Naziler” başlıklı yazıyı öneriyorum (4). Eminim G. Zileli’nin de haberi olmuştur. Bu protesto için 11 öğrenci için 4 yıl hapisle yargılanmış, 2 öğrenci 6 ay hapis cezası almıştı (5,6). Okul idaresinin öğrencilere verdiği uzaklaştırma ve disiplin cezalarını ise saymıyorum. G. Zileli’nin mantığına göre milyonlarca insanın katili Bush’a ayakkabı fırlatarak onu konuşturmayan gazeteci Muntazar El Zeydi “Bush’un fikir özgürlüğü”nü çiğnemiştir. Zileli’ye göre El Zeydi’nin yapması gereken şey onu konuşturmak ve sonrasında da kendisinin konuşmasıdır. Ya konuşturmazlarsa? Tutuklarlarsa (7)? Çünkü Zileli için: “Özgürlükte görecelik diye bir şey olmaz. O somut anda ağzı tıkanan kim, ben ona bakarım. Yoksa 300 kanalda konuşurmuş, beni bu ilgilendirlmez. ilke ilkedir. Görecelik olmaz.” * Kısacası G. Zileli’nin “fikir özgürlüğü” anlayışı ile bu yazıda savunulan anlayış birbirinden tamamen farklıdır. G. Zileli’nin savunduğu “Herkes için fikir özgürlüğü” pratikte güçlünün, kendini zaten ifade edebilenin özgürlüğüdür. Oysa bu yazıda “herkes için özgürlük” ifadesinin bir palavra olduğu örneklerle gösterilmiş ve özetle “fikirler arasında ayrım yapılmalıdır” denmektedir. Çünkü fikir özgürlüğü “herkes için” değil, “azınlığın, farklı olanın, muhalefetin” fikir özgürlüğüdür. R. Luxemburg’un dediği gibi “farklı olanın” özgürlüğüdür. Farklı olan Obama, Bush ya da 300 korumalı bakan değildir. Bu ayrım temel bir ayrımdır. *** 3. G. Zileli pazarcı örneğini vermiş. “Diyelim ki, bir pazar var. İnsanlar gelip bu pazarda mallarını sergiliyor ve satıyor. Bazı zorbalar pazara hâkim olmuş, kendileri dışındakilerin pazarda mallarını sergilemesini ve satmasını engelliyor. Böyle bir durumda “her pazarcı malını pazarda serbestçe satabilmelidir” talebi kimin işine yarar? Zorbaların mı, yoksa malını pazara süremeyenlerin mi?” G. Zileli’nin mantığından yanıtlayayım. “Herkes malını satsın” sözünün zorbalar üzerinde hiçbir etkisi yoktur, olmamıştır. Zorbanın gücü varsa zaten diğerlerini engellemektedir. Bu ilke, sadece “zorbalığa uğrayanların üzerinde” etkilidir. Zorbaya direnen olduğunda, pazarda belli bir yerde zorbaya karşı çıkıp zorbaları engelleyenlere G. Zileli şöyle der:” lütfen zorbaları engellemeyelim, herkes pazarda malını satabilmelidir”. G. Zileli’nin ilkesi, zorbaların zorbalıklarını pekiştirici, direnenlerin direnişini kırıcı bir etki yapmaktadır. *** 4. Voltaire’e mal edilen cümlenin onun olduğuna dair hiçbir sağlam kanıt yoktur. Bu cümlenin temel kaynağı, Voltaire’in ölümünden tam 128 yıl sonra biyografisini yazan Evelyn Beatrice Hall’den ibarettir. Voltaire’in kitaplarında geçmez, aktarımlarında yoktur. Hall’ın kitabında, bu ifade tırnak işareti içinde geçmektedir. Bu nedenle Voltaire’in söylediği yanılgısına düşüldüyse de, aslında yazar bir özet geçtiği için tırnak içine almıştır. Hall, 1935 yılında Sunday Review’a bir açıklama yapmıştır. Bu açıklamasında, aslen Voltaire’in “Kendinizi düşünün ve diğerlerinin de bu ayrıcalığa sahip olmasına izin verin.” sözünü özetlerken bu sözcükleri kendisinin seçtiğini belirtmiştir (8,9). Yazının ana konusu bu olmadığından detay verilmemişti ancak detayları merak eden okurlar linklere bakabilir, başkaları da var. Yazıda, iddianın çıktığı kaynağı belirtmek amacıyla mektup bilgisi verilmiştir. Kısacası bu sözün Voltaire’e ait olduğu görüşü sadece bir iddiadır, kanıtı yoktur. Yokluk kanıtlanamaz, varlık kanıtlanır. *** 5. Konu sadece teknik anlamda “bir cümle Voltaire’e ait midir?” olsaydı, bunu ifade ederken “yalan” yerine “yanlış” sözcüğü daha doğru olabilirdi; Gün Zileli’nin bu eleştirisi doğrudur. Ancak konu, pratik çıktıları son derece tehlikeli, “şişede durduğu gibi durmayan” bir aktarımdır. Bu “yanlış” aktarımla bu ülkede bir refleks kırıldıysa, Fethullahçılık ve siyasal islam meşrulaştırıldıysa o artık bir “yanlış” değil “yalan” hatta ve hatta “koca bir yalan” olur. *** 6. “Voltaire’in manevi otoritesinden korkmak, otorite, cesaret edememe” vs. Bu tür yakıştırmalar tamamen G.Zileli’nin yanlış çıkarımlarıdır. Yazıyla ilgisizdir. *** 7. R. Luxemburg alıntısını Solportal editörleri değil yazının yazarı olarak BİZZAT BEN koydum. Yazıyla ilgisini 1. maddede açıkladım. “Yazılama yayınlarının kısa yoldan reklamından yararlanmak isteyen Sol editörler” ifadesine yanıtı ise yine G. Zileli vermiş : “öküz altında buzağı aramak”… Benim yanıtım ise sadece şu olacak: “Pes”! Bu negatif bakışın, bu “nereden laf çaksam” tavrının kaynağını anlamakta zorlanıyorum. *** 8. G.Zileli’nin yazısında şu cümleler geçmektedir: -“düştüğü bayırdan aşağı yuvarlana yuvarlana en sonunda TKP denilen hilkat garibesinin yayın organı “Sol” adlı sitede kendine bir köşe bulmuş. “ -“giderek saldırgan bir hal almaya ve mantığı zorlamaya başladı eleştirileri.” -“sağa sola bol bol üfüren Kara, bu kadarına cesaret edememiştir “ Yazdığım her cümlenin, iddianın kaynağı yazının altında belirttiğimi, yazılarımı takip eden okurlarım bilir. Bu tür ifadeler yakışıksızdır, fikir tartışmasını zedeleyen bir üsluptur. Ayıptır. Bir yazara yakışmaz. Hiç kimseye yakışmaz. Konuyu bu kadar kişiselleştirmek, tartışma zemini oluşturacak bir üslup değildir. Bu nedenle bu yazıyı tartışma açmak için yazmadım. Bu yanıtı okuyanlar için yol gösterici olması açısından yazma gereği duydum. Benim yazımı ve G. Zileli’nin yazısını okuyan okurların değerlendirmesine sunarım. Saygılarımla Taylan Kara taylankara111@gmail.com Kaynaklar 1. http://haber.sol.org.tr/yazarlar/taylan-kara/liberal-ahmaklik-ve-bir-uyusturucu-olarak-fikir-ozgurlugu-219210 2. http://www.gunzileli.com/2017/12/02/fikir-ozgurlugunu-kim-savunur-kim-savunmaz/ 3. http://www.gunzileli.com/2014/12/25/orhan-pamuk-olayindan-hareketle-mutlak-ozgurlukten-yana-degilseniz/#ixzz507u0lrHK 4. http://www.insanbu.com/eski/a_haber2a9a.html?nosu=1037 5. http://www.haber7.com/ic-politika/haber/767842-burhan-kuzuya-yumurtaya-4-yil-hapis 6. http://www.ulusal.com.tr/m/gundem/kuzuya-yumurta-atan-11-ogrenci-beraat-etti-h18302.html 7. http://bianet.org/bianet/bianet/111377-busha-ayakkabi-firlatan-gazeteci-el-zeydi-yalniz-degil 8. https://quoteinvestigator.com/2015/06/01/defend-say/ 9. https://www.wikizero.com/en/The_Friends_of_Voltaire https://www.gunzileli.net/2017/12/02/fikir-ozgurlugunu-kim-savunur-kim-savunmaz/



http://www.exculturae.com/voltaire-quote-apocryphal/

124 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör