YAZILIŞININ 16. YILINDA CÖLANJ: BİR "EVLATLIKTAN RED" YA DA ÖZELEŞTİRİ DENEMESİ
- 15 Eyl
- 3 dakikada okunur
Her şeyi biçmeye karar verdikten sonra kendi bacaklarını da esirgemeyeceksin!
I. Turgenyev
Bu toplumun entelektüel geleneğinde eleştiriye pek de iyi gözle bakılmaz. Hele hele özeleştiri, entelektüel gelenekte neredeyse hiç kurumlaşmamıştır.
Bu toplumda, yazdığı 50 şeyin hepsi yanlış olsa da 51. iddiasını, hiçbir şey olmamış gibi aynı cüretle yazabilen köşe yazarları hâlâ itibar görür. Her söylediği yanlış olsa bile geriye dönüp bir sorgulama, bir değerlendirme ihtiyacı yoktur, oluşmamıştır. Kültürel iklim, yazan çizen okuyan kişileri böyle bir davranışa zorlayacak kadar gelişmemiştir.
Bu nedenle birkaç ay önce “ak” dediğine bugün “kara” diyen, birkaç gün önce “tu kaka” dediğini şimdi öven ve ilgili konuda tek bir açıklama-özeleştiri yapmayan onlarca köşe yazarı, hiçbir sorumluluk duymadan kafasına göre yazabilir.
“Şu söylediğim yanlıştı”, “şu konuda yanıldım” gibi ifadeler yazarlar arasında neredeyse hiç kullanılmaz. Bu girişi bir özeleştiri metni kaleme almak için yaptım.
*
Cölanj romanını bundan tam 16 yıl önce 2008’de yayımlamıştım.
Bir kitabın son sözcüğü yazılıp yayımlandıktan sonra yazarın sesini kesmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Yazar ne söyleyecekse kitapta söylemelidir; sonradan kitapla ilgili açıklama yapması benim gözümde olumsuz bir durumdur. Bu nedenle bugüne dek kitaplarımın içeriğiyle ilgili soru soran okurlara yanıt vermemeye ya da olabildiği kadar ketum yanıtlar vermeye çalıştım. Bu yazı kitaplarımla ilgili şimdiye kadar yaptığım en büyük gevezeliktir.
Bu aynı zamanda bir özeleştiri yazısıdır.
Her kitap yazarından ayrılıp okurlarına gider ve yazarından farklı bir yazgı edinir.
*
Cölanj’ı, ilk baskısından 16 yıl sonra çıkan 2. baskısında manevi olarak “evlatlıktan reddediyorum”.
Cölanj’da, bugünden baktığımda hiç paylaşmadığım ve hatta karşısında olduğum bir bakış açısı görüyorum. Bugün bu kitabın ruhuna karşı olduğumu söyleyebilirim.
Teknik detaylarına girmeden bunun gerekçelerini açıklamaya çalışayım.
*
1. Cölanj bir çürüme romanıdır.
Cölanj, tek bir sözcükle ifade edilecek olursa bir “çürüme kitabı”, bir tür “değilleme”dir.
Ancak “çürümeyi göstermek”le “çürümenin bir parçası olmak” birbirinden çok farklı iki ayrı durumdur. Elbette bir çöp dağını anlatırken çöp üzerinize veya sözcüklerinize bulaşabilir. Elbette çürüyen bir dünyayı gül kokularıyla anlatamazsınız. Cölanj’da çürüyen insanlar anlatılmaktadır ancak nerede “çürümeyi gösteriyor”, nerede “çürümenin bir parçası” bu sınır belirsizdir; bu iki ayrı tavır iç içe geçmiştir.
Bugünden baktığımda “çürümenin bir parçası” olma tavrının daha önde olduğunu düşünüyorum.
*
2. Cölanj insansızdır.
Bu romandaki en önemli sorun “insansızlık”tır; Cölanj insan türünün geçmişini, başarılarını, bugüne dek getirdiği kültür mirasını görmezden gelmektedir. Cölanj’daki insanlar insan değil adeta birer posadır.
*
3. Cölanj, kahramanlarına karşı adil değildir.
Dostoyevski, gerçek hayatta nefret ettiği anarşistleri anlatırken onların kendilerini ifade etmesine ve var olmasına izin vermişti. Cölanj’da ise insan, daha en baştan adil olmayan bir mahkemede mahkum edilmiştir.
*
4. Cölanj küçük bir parçayı bütün gibi göstermektedir.
Cölanj, ele aldığı dünyanın belli bir kesitinden, “dünyanın bütünü” gibi söz etmektedir. Bu bakımdan kahramanlarına karşı adil olmadığı gibi dünyaya karşı da adil değildir.
*
Hiç mi iyi bir şey yok? Yazılışından 16 yıl sonra baktığımda emeğin her şeyin temelinde olduğunu gösteren o metaforları (kahramanın binalarda organlar, hamburgerde parmak, kömürde akciğer görmesi) bugün de yaratıcı buluyorum. Bugün okurken derinlerde çok iyi gizlenmiş bile olsa bir insanlık kaygısı belli belirsiz ucundan görünüyor. Roman kahramanlarının isimleri (içinde “Ali” geçen Saliha ve Halise), çeşitli sözcük oyunları, keskin saptamalar kendi başına yine göze batıyor. Kitaptaki dil oyunları, aforizmalar, çeşitli saptamalar birçok okuru etkilemiş, Cölanj’ın okurları bu kitapta birçok cümlenin altını çizmiş, birçok alıntı yapmış, birçok okur romanı “oldukça zekice” bulmuştur. Ancak bunların hiçbiri bir romanı taşımaya ya da iyi yapmaya yetecek özellikler değildir.
*
5. Cölanj insanlığı çöpe atmaktadır.
Cölanj, “insandan tiksinip insanlığı sevmeye çalışma” ilkesinin tarih öncesinde yazılmış bir deneme romandır. Ancak Cölanj, insanla birlikte insanlığı da çöpe atmıştır. Bugün Cölanj’ın 16. yılında bu yazı, Cölanj’ın çöpe attığı o insanlığı çöpten alıp üzerindeki kirleri arındırmak ve onun için bir şeyler yapabilme iradesidir.
*
6. Cölanj radikal değildir.
Bir şeyin “niçin olmayacağını” yazmak radikallik değildir. Radikal olmak “olan”dan en ileri “olası”yı çıkarmanın yollarını aramaktır. Bu bakımdan her ne kadar Cölanj’da keskin ve radikal bir bakış var gibi görünse de buradaki nihilizmin dozu, yıkış şiddeti, yeniden yapmaya izin vermeyecek kadar büyüktür.
Bugün “olandaki olasılık”ların yollarını aramaya çalışan biri olarak Cölanj’daki “radikallik eksiğini” görebiliyorum.
*
7. Cölanj umutsuzdur.
Sorun sadece kitap boyunca görülen ağır karamsarlık değildir. Bu romandaki sorun, bu karamsarlığın geride hiçbir umut bırakmadan insan türünü mahkum etmesidir.
Umutsuzluk dünyaya ve insan türüne karşı büyük bir hadsizliktir. Cölanj’da okurdan esirgenen umudu var saymak zorundayız.
“Bilmeye ve değiştirmeye cüret et”menin anahtarı buradadır çünkü.
*
Bütün bu nedenlerden ötürü Cölanj’ı, yayımlandıktan 16 yıl sonra manevi olarak “evlatlıktan reddediyorum”.
Ancak evlatlıktan reddedilenler ölmüyor. Burada olduğu gibi bir özeleştiri malzemesi ve tarihsel bir sürecin örnek nesnesi olarak varlığını sürdürüyor.

Taylan Kara
2024


Yorumlar