top of page

YÜZ BURUŞTURUCU BİR SORU: MİCHEL FOUCAULT VE JUDİTH BUTLER SAĞCI MIDIR SOLCU MUDUR?

Güncelleme tarihi: 22 Tem 2023

Felsefe, teori alanındaki sınıf kavgasını temsil eder.

L. Althusser



Soğuk Savaş sonrası toplumsal muhalefetin bakışını ve sokak hareketlerini en çok yönlendiren düşünürleri içeren bir liste yapılsa M. Foucault ve J. Butler’ın o listede ilk sıralarda yer alır.

*

Sorun, Marxizme karşı son derece net ve tutarlı bir tavır almış M. Foucault’da değil, M. Foucault’yu “zorla” Marxist görmeye çalışıp onda Marxizm referansları arayan Marxistlerdedir.

*

J. Butler, ABD seçimlerinde, şu an ABD başkan yardımcısı olan Kamala Harris’i desteklemiştir. Bu destek tesadüfi ya da pasif bir destek değildir.

*

Bu sorunun oldukça kaba bir soru olduğu açıktır ve kabalaşmadan bu soruyu yanıtlamak olanaklı değildir.

“Sol” veya “sağ” derken ne kast edilmektedir? Bir felsefe konusunu ya da bir filozofun düşüncelerini “sağcı-solcu” gibi sözcüklere sıkıştırıp bayağılaştırmak neyin nesidir?

“Sol” ya da “sağ” kategorisi genel bir kategoriyi mi yoksa bunların belli ve dar bir yorumunu mu işaret etmektedir? Bu soru M. Foucault’nun felsefesinin içeriğini mi yoksa onun güncel siyasetteki tavırlarını mı kast etmektedir?

Bütün bunları yok saysak bile siyasi yelpazenin sağında duran bir düşünür sol görüşlü bir düşünürü (tersi de doğru) okuyamaz ya da onun düşüncelerinden yararlanamaz mı?

Soruları çoğaltabiliriz. Detaya indiğimizde bu sorunun kabalığı daha da belirginleşir. Bütün risklerini göze alarak sorduğumuz bu çok kaba, duyduğumuzda yüzümüzü buruşturabileceğimiz bu soru hâlâ orada durmaktadır:

M. Foucault solcu mudur sağcı mıdır?

*

Bu soru neden meşru bir sorudur?

Aristoteles, Platon ya da Kant solcu mudur sağcı mıdır? Sosyal bilimlerin birçok alanında ilk kavramları oluşturmuş ve insan düşüncesinin en temelini oluşturan Aristoteles, Platon gibi “kurucu” filozoflar için bu tür bir sorunun sorulması saçmadır elbette.

Modern insan yaşamını şekillendiren öncü kavramlar ve düşünceler geliştirmiş, fikirleriyle düşünce yelpazesinin tümünü etkileyen Descartes, Spinoza, Kant ya da Hegel gibi filozoflar için bu tür bir soru elbette gülünçtür. Başlıkta kullanılan jargonla konuşmak gerekirse modern siyasette kendini sağ ya da sol olarak tanımlayan bütün siyasi akımlar az ya da çok bu filozofların düşüncelerinden payını almıştır.

Bu soru Marx için sorulduğunda makul ama Schopenhauer ya da Kierkegaard için sorulduğunda saçmadır. Bunun nedeni tarihte hiç “Schopenhauerci Kurtuluş Ordusu” ya da Kierkegaardist Varoluşçu Hareketi” gibi örgütlerin olmamasına karşın yüzlerce Marxist parti ya da kurumun olması değildir sadece. Hepsinin altında yatan neden Marx’ın fikirlerinin

doğrudan politik ve pratik sonuçlarının olması, Schopenhauer ya da Kierkegaard gibi filozofların düşüncelerinin ise doğrudan toplumsal ya da politik çıktılarının olmamasıdır.

Kısacası düşünceleri toplumda maddeleşmiş, birçok siyasal ve toplumsal harekete yol göstermiş, kısa dönemli pratik çıktıları yaşadığımız siyasal atmosferi belirleyen bir düşünür için bu soru sorulabilir. Ancak bir filozofun fikirlerinin toplumsal sonuçlarının olması için illa onun adına örgütlenen kurumların olması şart değildir.

Dünyanın birçok ülkesinde düşüncelerini savunan yüzlerce dernek, binlerce kurum varsa, sokakta onun düşüncelerinin kılavuzluk ettiği on binlerce insan varsa bu soru elbette sorulur.

Yüz binlerce LGBT üyesi ve yüzlerce kurumun düşüncelerinden yola çıktığı, her yıl yürüyüşlerde, düşüncelerinin slogan olarak haykırıldığı bir düşünür için bu soru sorulmazsa, büyük bir eksiklik olur.

Soğuk Savaş sonrası sosyal bilimleri en çok etkileyen isimler listesi yapılacak olsa M. Foucault ve J. Butler rahatlıkla ilk 10’a girecektir. Soğuk Savaş sonrası toplumsal muhalefetin bakışını ve sokak hareketlerini en çok yönlendiren düşünürleri içeren bir liste yapılsa M. Foucault ve J. Butler’ın o listede ilk sıralarda yer alacağı kesindir.

Bugün dünyadaki sokak muhalefetinde baskın olan damar, geçmiştekilerin aksine Marxist İşçi hareketi, Maocu köylülük ya da Anarşizm değil çeşitli kollarıyla feminizm ve LGBT hareketidir. Her iki düşünür de bu hareketleri hem doğrudan hem de dolaylı olarak etkilemiştir.

Kitaptan çıkıp eyleme geçmiş, pratiğe dökülmüş, toplumda maddeleşmiş düşünceleri artık kitabın ve teorinin ölçütlerinden farklı ölçütler gerektirir. Solcu-sağcı, kaba bir sokak ölçütüdür. Ancak M. Foucault da J. Butler da kitaplardan çıkıp çeşitli düzeylerde sokağı etkiledikleri için kaçınılmaz olarak bu sorunun radarına girmektedir.

*

Kaba sorulara ince yanıtlar vermek zordur. Bu kaba sorunun çevresinde dolanıp daha dar kapsamlı ama daha anlamlı bir soru soralım:

M. Foucault, devrim düşüncesini savunan bir Marxistin ya da kendisini sosyalist-komünist olarak tanımlayan bir partinin kılavuzu olabilir mi?

Aslında M. Foucault yaşarken bu ve benzeri soruların yanıtını oldukça net olarak vermiştir.

Örneğin şunları söylemiştir:

Kendimizin tarihsel ontolojisi, küresel ve radikal iddiada bulunan tüm projelerden uzak durmalıdır. Deneyimlerimiz bize gösterdi ki, güncel gerçekliğin oluşturduğu sistemden kaçma ve başka bir toplum, başka bir düşünme biçimi, başka bir kültür, dünyaya başka bir bakış programı oluşturma iddiası, bizi daima geleneklerin en tehlikelilerini yeniden üretmeye itti (1).

*

M. Foucault, 1977’de verdiği mülakatta SSCB, Küba, Çin ve Vietnam’ın da dâhil olduğu uzun bir sosyalist ülkeler listesi vererek, bu ülkelerde en ufak bir umut ışığı ya da işe yarar bir yönelim işareti göremediğini söylemiş ve şu yargıda bulunmuştur:

Sosyalizm geleneği kökten bir biçimde sorgulanmalı, çünkü mevcut sosyalist gelenek bugüne kadar kınanmayacak hiçbir şey ortaya koyamadı (2).

*

Ölümünden 9 yıl önce bir gösteride, kendi grubuna Marx hakkında konuşmasını istediği bir göstericiye M. Foucault şöyle demiştir:

Artık bana Marx'tan bahsetme. O beyefendinin adını bir daha duymak istemiyorum. Git ve profesyonellerle konuş. Bunu yapmak için para alanlar. Onun memurları olanlar. Kendi adıma, Marx'la işim tamamen bitti (3).

Örnekleri çoğaltabiliriz. Bütün bunlarda elbette bir tuhaflık yoktur. Bir düşünür/filozof elbette Marxist olmak ya da sosyalizm deneyimlerine sempati duymak zorunda değildir. Bir düşünür/filozof devrim düşüncesini savunmak zorunda da değildir. Örneklerden görüldüğü gibi M. Foucault bunlardan birisidir.

Peki burada tuhaf olan şey nedir?

Tuhaf olan, bu kadar açık Marxizm karşıtı olduğunu ifade eden bir düşünürün sosyalist-komünist partiler ile sosyalist ve komünistler arasındaki yüksek itibarıdır. Sorun, Marxizme karşı son derece net ve tutarlı bir tavır almış M. Foucault’da değil, M. Foucault’yu “zorla” Marxist görmeye çalışıp onda Marxizm referansları arayan Marxistlerdedir.

Bu konuda epeyce çalışmış olan felsefeci Gabriel Rockhill şunları yazar:

Marxist gelenek sayısız özgürleşme mücadelesine ve devrime katkıda bulunmuşken, Foucaultcu geleneğin böyle bir etkisi hiç olmadı. Ne var ki Foucault, komünizm karşıtı akademisyenlerden müteşekkil çok güçlü bir küçük ölçekli sanayi yarattı. Bu sanayidekiler, devrimci teori ve pratikten kaçabilecekleri ama aynı zamanda radikal imajlarını koruyabilecekleri şekilde efendilerinin dünya merkezli evrenini savunmaya devam ediyor (4).


Gabriel Rockhill, “Foucault, Komünizm Karşıtlığı ve Küresel Teori Endüstrisi” başlıklı makalesinde M. Foucault ve “French Theory” adıyla tanımlanan diğer düşünürlerin çalışmalarının tarihsel bağlamını şöyle ifade etmiştir:

Küresel teori endüstrisi tarafından bu kişilerin “radikal” düşünürler, tüm dünyadaki teorisyenlerin okuması gereken entelektüel öncüler olarak sunulması şaşırtıcı olmasa gerek. Devrimci projeden yoksun söylemsel “eleştiri” biçimleri, dünyayı değiştirme sürecinde olan tehlikeli teori biçimlerine karşı kullanışlı bir panzehir oldu (5).

*

Radikalliğin fethedilmesi

Başlıkta geçen diğer isim ise Judith Butler’dır. J. Butler’in düşünceleri muhalif ya da radikal olarak nitelendirilebilir mi? Dünyada Queer teori ya da LGBT siyaseti, siyaset yelpazesinin hangi tarafında alıcı bulur?



J. Butler’ın düşünceleri ilk bakışta son derece radikal bir görüntü verir. Queer teori, bütün dünyada hızla yükselen ve örgütlenen LGBT aktivistleri için temel oluşturur. Daha da ötesi feminist hareket içinde de J. Butler’ın düşünceleri oldukça önemli bir yer kaplar. Bütün bu toplumsal örgütlenmeler ya da siyasi akımlar, dünyanın her yerinde muhafazakâr ya da sağ kanatta değil en genel anlamıyla sol kanatta karşılık bulur ya da örgütlenir. LGBT hakları, neredeye bütün ülkelerde sosyal demokratından sosyalistine dek sol yelpazede duran siyasetin sorunudur. Siyasette sağa doğru gidildikçe, LGBT hareketine ya da Queer teoriye itiraz ve giderek toptan reddediş ağır basar.

Bütün dünyada sistem karşıtları ve muhalifler arasında en hızlı büyüyen iki hareketin, LGBT ve feminizm hareketlerini etkileyen ve yön veren birkaç düşünürden birisidir J. Butler…

Bu durumda Queer teorinin teorisyeni konumunda sayılabilecek bir düşünür olan J. Butler’ın yaşadığı ülkedeki sol ve hatta belki sosyalist bir siyaseti ve onların kurumlarını desteklemesi beklenir.

Ancak pratik gerçekten böyle midir?

California Üniversitesi’nde profesör olan J. Butler, ABD seçimlerinde, şu an ABD başkan yardımcısı olan Kamala Harris’i desteklemiştir.


ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris

Bu destek tesadüfi ya da pasif bir destek değildir. J. Butler, K. Harris’in seçim kampanyasına üç kez bağış yapmıştır.


J. Butler'ın Kamala Harris'e yaptığı bağış makbuzu

(6)

J. Butler 2019’da D. Trump'ın Venezüella'ya karşı ekonomik savaşını destekleyen ve "iliklerine kadar kapitalist" olduğunu ilan eden Elizabeth Warren'ın başkanlık kampanyasına defalarca bağış yapmıştır (7).



J. Butler'ın Elizabeth Warren'a yaptığı bağış makbuzu

(8)

Bu yazıda J. Butler’ın düşüncesi, queer teori ve bunların toplumsal çıktıları tartışılmayacaktır.

*


Filozofun Düşüncesi, Siyasi Duruşunu Ne Kadar Belirler?

Bu soru çok sorulmuş ve çok tartışılmıştır. Özellikle 2. Dünya Savaşı ve Nazi Almanyası döneminde bu soruyla gündeme gelen pek çok filozof ve sanatçı olmuştur.

Bir filozofun güncel siyasetteki duruşu ile felsefesi arasında kaçınılmaz bir ilişki olsa da bunlar bire birözdeş değildir.

Bu cümleyi aynı sözcüklerle ancak sadece vurgusunu değiştirerek şöyle de söyleyebiliriz:

Bir filozofun güncel siyasetteki duruşu ile felsefesi bire bir özdeş olmasa da aralarında kaçınılmaz bir ilişki vardır.

Ancak filozofun güncel siyasetteki duruşu, felsefesinin doğrudan bir sonucu ya da uzantısı ise kaçınılmaz ilişki giderek özdeşliğe dönüşür. Aslında çoğu kez görülen şey budur; sadece bazı felsefeciler ile onların güncel siyasetteki sonuçları, diğerlerine göre biraz daha uzun ve dolayımlıdır.

M. Foucault’nun felsefesi ile güncel siyasetteki duruşu arasındaki mesafe çok kısa ve kolayca görülebilir bir yerdedir. Çünkü yazdıklarının önemli bir kısmı zaten siyaset ve iktidar üzerinedir. Bu nedenle M. Foucault’nun örneğin İran’daki Humeyni iktidarını desteklemesi (9) ile felsefi görüşlerini ayırmak oldukça saçma ve oldukça zorlama bir tutumdur.

Martin Heidegger’in Nazileri desteklemesi ile felsefesi arasında da bir bağ vardır ancak bu bağ M. Foucault’daki kadar kısa ve ilk etapta görülebilir değildir. Ancak uzun ve dolayımlı olsa da bu bağ kesinlikle vardır.

*

Eserleri ayrı siyaseti ayrı mı?

Burada söz konusu olan şey, müzik, edebiyat, sanat değil doğrudan düşünce alanıdır. Carl Orff için “Nazi ama çok iyi besteci”, Knut Hamsun için “çok iyi yazar ama faşist” demekte ve bu besteci ve yazarın eserleri ile güncel siyasetteki duruşunu iki ayrı yere koymakta bir sakınca yoktur. Çünkü bu alanlarda doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi yoktur. C. Orff Carmina Burana’yı Nazi olduğu için bestelememiş ya da Knut Hamsun Açlık romanını yazdığı için Nazi olmamıştır. Bu koşullarda “ürettikleri ayrı siyaseti ayrı” yorumu geçerli olabilir.

Ancak konu felsefeye ya da düşünce alanına geldiğinde işler böyle değildir. Çünkü felsefeyle ya da düşünce alanıyla yapılan siyaset arasında bu kadar mesafe yoktur. Hele hele düşünürün felsefesi doğrudan doğruya siyaset ile ilgiliyse ya da felsefesinin siyasi sonuçları varsa “düşünceleri ayrı siyaseti ayrı” yorumu tamamen geçersizdir çünkü ürettikleri, tam da siyasetini belirlemekte, siyaseti tam da ürettiklerinden doğmaktadır.

O halde bu tür düşünürlerin kendi siyasi ilişkilerini, belli ölçülerde, felsefelerinin doğrudan pratik uygulamaları olarak değerlendirmek olanaklıdır. Bir düşüncenin “sıfır noktası”, o düşüncenin yaratıcısı ise, o düşünürün güncel siyasetteki duruşu, o düşüncenin “ilk elden” uygulaması sayılabilir. Yukarıda belirtildiği gibi, o düşünce siyasetle ne kadar ilgili ise bu ilişki de o denli doğrudandır.

Bu durumda düşüncelerin yaratıcılarının yaşarkenki siyasal pratikleri, o düşünceler için belli sınırlarda bir ölçüdür.

M. Foucault ve Judith Butler, tam da bu tip düşünürlere verilebilecek iki örnektir.

Yani M. Foucault’nun ya da Queer Teorinin önde gelen düşünürü Judith Butler’ın siyasal duruşu, yarattıkları düşünceleri değerlendirmek için kullanılacak ölçülerden birisi olmalı ve asla göz ardı edilmemelidir.

Taylan Kara

Edebiyatla Ahmaklaştırma Felsefeyle Çökertme 4. Cilt




Kaynaklar

1. Michel Foucault, Dits et Ecrits 4, Edition Galimard 1994, Sf 574-5

2. M. Foucault, Dits et Ecrits 3, Edition Galimard 1994, Sf 398.

3.David Macey, The Lives of Michel Foucault, Pantheon Books, New York, 1993.

9. Janet Afary, Kevin B. Anderson, Foucault ve İran Devrimi, Toplumsal Cinsiyet ve İslamcılığın Ayartmaları, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul, 2015.

533 görüntüleme0 yorum

Comments


bottom of page