SOSYAL “NANOTEKNOLOJİ” ya da LENİN NASIL TARİKATÇI OLABİLİR? Taylan kara


Bir ideolojinin en temelindeki ilkelerin değiştirilmesi ile o ideolojinin, “bildiğimiz” ideoloji olmaktan çıkması mümkündür.

Sosyal “nanoteknoloji” ile bir ideolojinin “istenmeyen” tarafları budanabilir, kırpılabilir, zararsızlaştırılabilir.


Nanoteknoloji en kısa ve kaba haliyle maddenin atomik, moleküler ya da molekül üstü seviyede kontrolüdür. Büyük ölçekteki ürünlerin imalatı için atomların ve moleküllerin kontrolü olarak da tanımlanabilir.

Gen teknolojisi ile bir canlının genlerine müdahale edilerek, o canlının doğal hâlinde olmayan belli bir özelliği değiştirilebilmektedir. Normalde soğuğa dayanıksız bir sebze, bazı genleri değiştirilerek soğuğa dayanıklı hale getirilebilir. Örneğin soğuk denizlerde yaşayan bir balığın soğuğa dayanıklılığını sağlayan bir gen alınıp bir sebzeye aktarıldığında o sebzenin artık daha soğuk iklimlerde, daha düşük sıcaklıklarda yetişmesi mümkün olmaktadır.

Tıpkı gen haritası gibi insanın “ideoloji haritası” da büyük oranda çıkartılmıştır.

Bir toplumda belirli bir düşüncenin var olması ve yaygınlaştırılması için gerekli düşünsel zemin, en ince detayına kadar bilinmekte ve bu düşünsel zemin üzerinde oynanabilmektedir. Örneğin bugün Maocu bir Marksist ya da Selefi bir Müslüman olmak için gereken düşünsel/ideolojik koşullar rahatlıkla çıkartılabilir; daha da önemlisi bu koşullara müdahale edilebilir.

Bugün insan türünün ulaştığı teknik ve sosyal bilgi, “sosyal nanoteknoloji”yi mümkün kılmaktadır.

Gen teknolojisinde ileri boyuttaki müdahaleler o sebzenin kendi doğal özelliklerini yitirmesine neden olabilir. Doğal hâlinin yuvarlak olduğu bilinen domates küp şeklinde olabilir. Doğal hâlinin en fazla ceviz büyüklüğünde olduğunu bildiğimiz bir çilek karpuz büyüklüğüne ulaşabilir.

Sosyal “nanoteknoloji” ile yapılan ideolojik müdahalelerin de buna benzer sonuçları olabilir. Bir ideolojinin en temelindeki ilkelerin değiştirilmesi ile o ideolojinin, “bildiğimiz” ideoloji olmaktan çıkması mümkündür.

Sosyal “nanoteknoloji” ile bir ideolojinin “istenmeyen” tarafları budanabilir, kırpılabilir, zararsızlaştırılabilir.

Sosyal “nanoteknoloji” ile ateist bir Marksistin, 6 yaşındaki kızına burka giydiren bir radikal İslamcıya karşı olan kökten tepkisi yok edilebilir.

Önceden padişahlara düşman bir Kemalist, sosyal “nanoteknoloji” sonucunda son padişah Vahdettin’e sempati duyabilir.

Marksizmin en merkezinde duran emek-sermaye çelişkisi, sosyal “nanoteknoloji” sayesinde Marksizmden alınabilir ve “emek-sermaye çelişkisini reddeden bir Marksist damar” yaratılabilir.

20. yüzyıl sosyalizminin en merkezi kavramlarından biri olan “emperyalizm” kavramı, sosyal “nanoteknoloji” sayesinde sosyalistlerin gözünden düşürülebilir ve “emperyalizm” kavramından arındırılmış bir sosyalizm yaratılabilir.

Bütün bunlar, ideolojideki bir gelişim, bir katkı, yeni ve güncel bir yorumlama, somut duruma uyarlama kisvesi altında yapılır.

Gen teknolojisiyle müdahale edilmiş hiçbir sebzenin üzerinde “bu sebzenin genetiği değiştirilmiştir” yazmaz.

Sosyal “nanoteknoloji”yle müdahale edilmiş hiçbir ideolojinin üzerinde de “bu ideolojiye müdahale edilmiştir” yazmaz.

21. yüzyıl, gen teknolojisi kadar sosyal “nanoteknoloji” ile de anılmalıdır.

*

Lenin nasıl tarikatçı olur?

Bir düşünce deneyi yapalım. 1917 Ekim Devrimi’nin lideri Vladimir İliç Lenin tarikatçı olabilir miydi? Yanıtını elbette herkesin bildiği bu soruyu daha da daraltarak tekrar soralım: V. İ. Lenin ile örneğin X tarikatı şeyhi Takkeli Mehmet Hoca arasındaki fark nedir?

V. İ. Lenin’in Takkeli Mehmet adlı kişiye sempati duyması için hangi değişikliklerden geçmesi gerekir?

Bu soruyu yanıtlamak için bu iki isim arasındaki düşünce farklarını ortaya koymak gerekir. Anahtar sözcükler kullanarak bir tablo yapabiliriz.



Farklılık tablosunu uzatabiliriz. Bu iki sütundaki düşünceler, birbiriyle tamamen zıt iki ayrı kavrayış, dünya karşısında apayrı iki tavırdır. Normal şartlarda bu iki bakış, her koşulda çatışır. Belirli bir olgu karşısında bu iki bakışın her ikisinin de doğru olma olasılığı yoktur.

Lenin’in bu durumda Takkeli Mehmet Hoca’yla uzlaşma olasılığı yoktur. Lenin’in, Takkeli Mehmet Hoca’ya sempatiyle bakması ya da onunla uzlaşması için hangi değişikliklerden geçmesi gerekir?

Lenin’in Takkeli Mehmet Hoca’ya sempatiyle bakmasının iki yolu vardır:

Tabloda belirtilen temel farkları yok etmek ya da belirsizleştirmek.

Bu iki bakış açısını aynı düzlemden çıkartıp farklı düzlemlere yerleştirmek.

Örneğin aşağıdaki gibi önermeleri savunmak, Lenin’in Takkeli Mehmet Hoca ile olan farklarını ortadan kaldıracaktır.

- “Söylediklerinin gerçek olduğunu iddia etmek ya da gerçeği tekeline almak totaliterliktir.”

- “Nesnel gerçeklik diye bir şey yoktur.”

- “Akıl, bilginin güvenilir tek kaynağı ya da dünyayı anlamanın tek yolu değildir.”

- “İnsan aklı kısıtlıdır, her şeyi bilemez.”

- “Her şeyi akla dayandırmak bir dogmadır, tahakkümdür.”

- “Her fikir kendi düzleminde kendi habitatında değerlendirilmelidir.”

- “Farklı yerel kültürel olguların her biri kendi içinde değerlidir.”

- “Akıl, bilimsel düşünce yöntemi Avrupamerkezci bir dayatmadır.”

Yukarıdaki önermelerin büyük bir kısmı postmodern felsefeye dayanan fikirlerdir. Postmodernizm burada “Leninkırıcı” bir işlev görür.

Bütün fikirleri aynı düzlemde kabul ettiğinizde bu fikirlerin birbirlerine müdahale etme, birbirini etkileme ve birbirini çürütme olasılığı vardır.

Lenin’in yukarıdaki fikirleri, Takkeli Mehmet Hoca’nınkilerle aynı düzlemde olduğu sürece bu iki bakış daima birbiriyle çatışacak, her biri diğerine üstün gelmeye çalışacaktır.

Ancak bu iki bakış aynı düzlemden çıkartılıp ayrı ayrı düzlemlere yerleştirildiğinde bu fikirler bir diğeriyle etkileşemez ve böylece aralarındaki mücadele ya da çatışma ortadan kalkar. Bu durumda Lenin asla Takkeli Mehmet Hoca’nın görüşlerini çürütemez.

Çünkü “o onun görüşüdür, bu da bunun görüşüdür”, “her fikre saygı duymak gerekir”!

“O onun görüşü, bu bunun görüşüdür; her fikir kendi içinde doğrudur” ya da “bilgi görelidir” dendiğinde kanıtsız, zayıf ya da tutarsız fikirlere varlık alanı açılmış olur. Böylece en saçma, en dayanaksız fikirler bile iddialarını kanıtlara dayandırma yükümlülüğü olmadan var olabilir. Böyle bir dünyada “bebekleri leyleklerin getirdiği görüşü”, embriyolojinin asla çürütemeyeceği bir yerdedir ve embriyoloji ile eşit değerdedir. Embriyolojinin birçok kanıtının olması ile “leylek teorisinin” tek bir kanıtının bile olmaması, hiçbir fark yaratmaz; sonuçta her ikisi de birer “görüş”tür.

Her fikir doğru ise “Dünya’nın yuvarlak olduğu” önermesi ile “Dünya’nın öküzün boynuzları arasında olduğu” önermesi eşit düzeyde varlık alanı bulur. İlk önermenin birçok kanıtının olması ile ikinci önermenin hiçbir kanıtının olmamasının bir önemi yoktur.

Böylece herhangi bir insanın, herhangi bir konuda herhangi bir şeyi kanıtlama derdi olmadan söyleyebilme “özgürlüğü”, iddia edilebilen her iddianın iddia edilebilmesine olanak sağlar. Lenin ile Takkeli Mehmet Hoca arasındaki bütün farklılıklar postmodern felsefenin söylemleri ile yok edilebilir. Postmodern felsefenin argümanları Lenin’in doktrininin dayandığı bütün temelleri yok eder. Hiçbir postmodern filozof sizi Takkeli Mehmet Hocacı olmaya zorlamaz ancak “Takkeli Mehmet Hocacılığın önündeki bütün engelleri kaldırır”; Takkeli Mehmet Hocacı olmayı mümkün kılar.

Özetle devrimci Lenin, sosyal “nanoteknoloji” ile olanaklı hale getirilen “felsefi bir hokus pokus”la, Takkeli Mehmet Hoca’ya sempatiyle bakan “aktivist” bir Lenin’e dönüştürülebilir.


EDEBİYATLA AHMAKLAŞTIRMA VE FELSEFEYLE ÇÖKERTME 2. CİLT kitabından

175 görüntüleme