top of page

KİTLESELLEŞMİŞ BİR SINIR SİLİCİ İDEOLOJİ OLARAK "TGBL" İDEOLOJİSİ (2. bölüm)

Güncelleme tarihi: 10 Tem

Queer Teori: Cinsiyetin Biyolojik Temeli Yoktur.

LGBT hareketinin önemli başvuru kaynaklardan biri olan “Stonewall sözlüğü”nde cinsiyet kimliği (gender identity) şöyle açıklanmaktadır:

Bir kişinin doğumda atanan cinsiyetiyle örtüşen ya da örtüşmeyen, erkek, kadın veya başka bir cinsiyet olsun, kendi cinsiyetine ilişkin doğuştan gelen duygusu (13).

“Doğuştan gelen duygu”nun kaynağı nedir? Bunun bir açıklaması yoktur. Biyolojinin doğuştan gelen maddi bulguları (penis, vajina, rahim, testis vs. gibi) cinsiyeti tanımlamak için yeterli görülmezken tanımı son derece muğlak olan “doğuştan gelen duygu”, cinsiyetin temeli kabul edilir.

 Damla Karagöl’ün deyimiyle:

Biyolojik cinsiyetin, dahası biyolojinin hiç katkısının olmadığı iddia edilen, henüz dünyaya gelmeden önce sahip olunduğu için toplumsal etkilerin payı olması ihtimaline de kapalı, bir yönüyle metafizik bir özden bahsedilmektedir (14).

*

Queer teori, bir yandan maddi temelleri olan biyolojik cinsiyete toplumsal kurgu derken, diğer yandan “bireysel cinsiyet hissi”ni tarihsiz, toplumsuz ve bağlamsız bir mutlak olarak ele alır. Bu hissin kaynağını, oluşum mekanizmasını asla sorgulamaz. Kromozom, cinsel organlar, hormonlar vs. toplumsal kurgu iken hiçbir nesnel verisi olmayan “cinsiyet hissi” niçin toplumsal değildir?

Bedenimizden başka bir cinsel kimlik özü var mıdır? Queer teoriye göre vardır ve cinsel kimlik bir kurgudur.

“Trans kadınlar kadındır. Dişi bedene doğmuşlardır.” Queer teori savunucuları bunu savunur.

Soru şudur: Dişi bedene doğan kimdir? Beden dışında oluşan bir başka benlik mi vardır? Dişi bedene doğan erkeğin hangi özelliği onu erkek yapmaktadır? Queer teori, genetiği yok sayma ve toplum vurgusunun olabilecek en uç noktasıdır.

Queer teori, biyoloji temelinde yükselen bir psikoloji ya da sosyoloji karşısına, sosyoloji temelinde yükselen bir biyolojiyi var saymaktadır ve bu görüş, biyolojik cinsiyetin aslında toplumsal bir kurgu olduğu iddiasına kadar gitmektedir.

Sınıflı toplum ya da “toplumsal cinsiyet” nereden baksanız 10 -15 bin yıllık bir süreçtir. Oysa biyolojik evrim milyonlarca yıldır var olan bir süreçtir ve toplumsal örgütlenmeyi önceler. Bu açıdan çok daha temel bir düzenektir. Bütün cinsiyeti “toplumsal cinsiyet” ile açıklayarak biyolojik cinsiyetin bir kurgu olduğunu iddia etmek, bu gerçeği ters yüz etmek ve biyolojik evrimi reddetmektir.

Biyolojik cinsiyetin doğuştan olduğuna itiraz edildiği halde beyanla gelen cinsiyet nasıl doğuştan gelir?

*

İnsan Tanımındaki İki Yanlış

Esasen bütün sorun, insanı nasıl tanımladığınızda gelip düğümlenmektedir.

İnsan nasıl bir varlıktır? Bu soruya verdiğiniz yanıt, cinsiyet konusundaki tanımınızı doğrudan belirleyecektir.

Bu konudaki görüşler ve gelenekler iki temel odak etrafında kümelenmiştir:

-İnsan biyolojik bir varlıktır

-İnsan toplumsal bir varlıktır

İnsanın biyolojik bir varlık olduğunu savunanlar, insanı insan yapan her şeyin kökenine biyolojiyi koyarlar. Toplumsal hayatta olanların hepsinin altında biyolojik gerçeklik yatar. Buna örnek sosyobiyolojidir.

İnsanın toplumsal bir varlık olduğunu savunanlar ise insanda bugün görünen, doğal zannedilen her şeyin aslında toplumsal olarak üretildiğini, uzlaşımsal olduğunu, farklı bir toplum yapısında farklı şekillerde olabileceğini söyler.

İnsan sadece biyolojik süreçlerin karmaşık ilişkilerinden türetilebilir mi?

İnsan, içinde yaşadığı toplumun, içine doğduğu kültürün, dışarıdan dayattığı şeylerden mi ibarettir?

İnsan içsel biyolojik süreçlerin mi ürünüdür yoksa dışsal toplumsal süreçlerin mi?

İnsan salt biyolojik bir varlıksa olanlar zorunludur ve bunlara müdahale edemez.

İnsan salt kültürel bir varlıksa olanlar istenildiği kadar ve sınırsızca değiştirilebilir.

Bu iki temel öbeğin birçok argümanı vardır; her iki odak da son derece güçlü kanıtlar getirebilir.

Ancak hangi konumda olursanız olun ve konumunuzu güçlendiren ne kadar çok kanıt getirirseniz getirin insanı bu öbeklerden sadece biriyle açıkladığınız sürece birçok olguyu görmezden gelmek zorunda kalırsınız.

Salt biyoloji görüşünü savunan konum, insanı diğer hayvanlardan farklı kılan o devasa kültürü, kısıtlı dahi olsa insanın seçme özgürlüğünü görmezden gelir.

İnsanı salt bir kültür varlığı olarak gören konum ise insan yaşamındaki biyolojik süreçleri kültürle açıklarken bu süreçleri hayvanlarda da gördüklerinde bunları açıklayamazlar.

Sonuç olarak elimizde iki temel konum vardır: Bu iki konum da birçok olguyu açıklayabilirken birçok olguyu da açıklayamaz.

İnsan tanımı açısından bir ucunda biyoloji konumu, diğer uçta kültür konumu olan bir şema çizebiliriz.

İnsan ne salt biyolojik bir varlıktır, ne de salt bir toplumsal varlıktır.

İnsan biyoloji temelli toplumsal bir varlıktır; eş zamanlı olarak toplumsal temelli biyolojik bir varlıktır.

 İnsan hem bir biyolojik varlıktır hem de bir kültür varlığıdır; bu iki varlık düzeyi iç içe ve eş zamanlı olarak insan varlığını oluşturur. Bu ikisinden hiçbiri diğerine indirgenemez. Bunlardan birini çıkardığımızda geriye insan kalmaz. 

*Geleneksel muhafazakâr görüş için cinsiyet, biyolojik cinsiyettir; bunun dışında ve ötesinde bir toplumsal cinsiyet yoktur.

Queer teori ise tersini savunur ve cinsiyetin tek kaynağı olark toplumsal cinsiyeti esas alır.

İlk yaklaşım insanın toplumsal yönünü, ikinci yaklaşım ise maddi gerçekliğini reddeder. Oysa insan bunların her biri ve aynı anda her ikisidir.

Kültürün altında bir biyoloji vardır. Bu anlamda bir uçta sekter bir sosyobiyoloji varsa tam karşıt uçta queer teori vardır.

İnsanı salt bir biyolojik varlık olarak görüp kültürü reddeden düşünce ne kadar yanlışsa insanı salt bir kültür varlığı görüp biyolojik kökeni reddetmek de o kadar yanlıştır.

Queer teori, bu ikinci yanlışın yani insan merkezci bir bakışın gelinebilecek en uç noktasıdır.

*

Canlılığın bütün özellikleri ve süreçleri evrimle oluşmuştur. Eşeyli üreme ya da cinsiyet de bu özelliklerden birkaçıdır.

Biyolojik olarak XY kromozom yapısı, penis, testis, testosteron vs. erkek cinsiyetinin özelliği olarak bilinir.

XX kromozom yapısı, vajina, yumurtalık, adet görmek, östrojen gibi hormonlar vs. dişi cinsiyetinin özellikleri olarak bilinir. Ancak queer teoriye göre cinsiyetin biyolojik bir temeli yoktur. Bu bakışa göre penisli ve XY kromozomu olan bir kadın, vajinalı bir erkek, adet gören ve XX kromozomu olan bir erkek olabilir. Queer teori için kromozomlar, iç ve dış cinsel organlar ya da hormonlar, cinsiyet için hiçbir şey ifade etmez. Bu teoriye göre cinsiyet ile ilgili temel alınacak tek ölçüt, kişinin cinsiyetiyle ilgili beyanıdır.

Eğer cinsiyet bilinçli bir tercih ya da tamamen bir beyan ise insan dışında başka hiçbir canlıda bulunamaz. Çünkü ancak insanda bilinçli bir tercih-beyan vardır. Bu durum insanı diğer bütün canlılardan ayırmak demektir. Cinsel yönelim/arzu sadece toplumsal olarak belirlenmişse hayvanların durumu nedir?

Erkek köpek ya da dişi maymun cinsiyet seçmekte midir? Toplumsal cinsiyet evrimin hangi aşamasından itibaren oluşmuştur? Hayvanlarda da cinsiyet bir kurgu mudur?

Doğadaki bütün eşeyli canlılarda ve primatlarda cinsiyetin biyolojik bir gerçekliği varken ne oluyor da insanda bu biyolojik cinsiyet iptal oluyor?

*

Beyan/Rızayı Mutlaklaştırmak

Queer teori, cinsiyeti, “toplumsal kurgu” diye tanımlarken bireysel beyanı mutlaklaştırır.

Bu öznelciliğin zirvesidir. Çünkü toplumsal uzlaşmayı ya da toplumsal onayı-rızayı eleştirirken, bireysel rızayı mutlaklaştırır. Bireysel rıza, 21. yüzyılın büyük fetişlerinden biridir. Birey, toplumsuz ve sabit bir öz değildir.

Marksizm, insani özelliklerin toplumsal özünü vurgularken biyolojik ve diğer maddi koşulları reddetmez tersine iddiasını bunun üzerine inşa eder. Kültürcülük ise bütün maddi koşullar da dahil her şeyi toplumsala bağlar, ondan ibaret görür. Kültürcülük, insani özelliklerin toplumsal özü olduğunu savunan Marksizmin bu yönünün aşırı hâlidir; maddi koşulları yok saydığı için de Marksizm karşıtıdır.

Somut maddi temelleri olan bir yapıya kurgu demek, maddeyi söylem karşısında yok saymaktır. Oysa somut bir nesne, o nesnenin adından daha içeriklidir.

21. yüzyılda insanlığı maddeden koparan eğilimler yükseliştedir ve queer teori maddenin nesnelliğine karşı duran bu ideolojilerin en önemlilerinden biridir.

*

Cinsiyet toplumsal kurgu ise ve cinsiyetin biyolojik bir temeli yoksa, toplumsal olan bu derece baskın ve belirleyici ise, queer teorinin cinsiyetin en temeline yerleştirdiği “bireyin cinsiyet beyanı”nı etkilememesi mümkün müdür? Bu derece baskın bir mekanizma nasıl bireyi ve beyanını etkileyemez. Bireysel beyan, toplumsal kurgudan ne kadar bağımsız olabilir?

Queer teori,  her şeyin toplumsal kurgu olduğunu söylerken bunun karşısına, radikal bir öznelcilikle kişisel beyanı koyar. En somut maddi gerçeklik, göz önünde olan her türlü olay tartışmaya ve incelemeye açıktır ama “kişisel beyan” ve onun altında yatan etkenler tartışmaya kapalıdır.

Milyonlarca türde milyonlarca yıldır tekrar eden, milyarlarca insanda milyonlarca yıldır istikrarlı bir şekilde ortaya çıkan biyolojik cinsiyet, queer teoriye göre bir kurgu ve toplumsal uzlaşıdır. Ama tarihin belli bir anında milyarlarca insandan birinin neredeyse her yönüyle toplumsal ve kültürel etkiden oluşmuş “kişisel beyanı” mutlak, tarih üstü ve toplum dışı kabul edilir.

Biyolojik cinsiyet, tek tek insandan, hatta insan türünden bağımsız, insan öncesi hayvanlarda dahi her kuşakta kendini tekrarlayan istikrarlı bir örüntüdür ama queer teoriye göre cinsiyet tanımı için bir ölçü değildir Ancak 2021 yılında A ülkesinde X kültürüyle yetişmiş bir bireyin “kişisel beyanı”, cinsiyet belirlemede tek ölçüdür. Queer teori, hissediş ile beden arasındaki ilişkiyi tamamen koparır.

Beyan ile cinsiyet kimliği alan kişi bu kimliğini değiştirebilir mi? Beyan dışında hiçbir objektif ölçüt yoksa bunun istismar edilmesinin önündeki engel nedir? Örneğin kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık gerekçesiyle yapılan bir yardımı almak için kadın olduğunu beyan etmenin önündeki engel nedir?

*

Beyanın Esas Alınmasının Sınırı

Beyanla cinsiyet varsa beyanla ırk, yaş ya da etnisite neden olmasın?

Cinsiyet beyana ve hissedişe dayalı ise neden yaş, ırk ya da etnisite de beyana ve hissedişe dayalı olmasın?

“Erkek biyolojik cinsiyetindeyim ama kendimi kadın olarak hissediyorum.”

Eğer bu cümle kadın olmak ve kadın alanlarından yararlanmak için yeterli ve meşru ise aşağıdaki cümleler de meşrudur:

-40 yaşındayım ama kendimi 16 yaşında hissediyorum. Gençler maraton yarışmasına katılacağım.

-85 kg olsam da kendimi 50 kg olarak hissediyorum. Güreşte 50 kg kategorisinde yarışacağım.

-Kolum bacağım tutuyor olsa da kendimi engelli olarak hissediyorum, paralimbik oyunlarına katılacağım.

*

Aşağıdaki haberde Norveç’te felçli olmadığı halde kendini felçli olarak tanımlayan ve tekerlekli sandalyede oturan trans kadın şöyle demektedir:

Bu bilişsel bir uyumsuzluk: Nasıl bir erkek vücudunda kadın olmayı deneyimliyorsam, belden aşağısının felçli olması gerektiğini de deneyimliyorum.

 

 (15)

Kendini felçli olarak beyan eden bu kişiye gerçekten felçli muamelesi mi yapılmalıdır?

Eğer beyan esas ise gerçekten engelli olanlara (queer teorinin mantığına göre bunlara “cis engelli” denmelidir) verilen sosyal yardımlar “trans engelli”lere de yapılmalıdır.

Bu cümleyi söyleyen kişinin bu isteğinin gerçekleşmesinin önündeki engel nedir?

40 yaşındayım ama bebek beyanım var, kendimi bebek gibi hissediyorum ve kreşe gitmek istiyorum.”

 (16)

Yukarıdaki örnekte İngiltere’de bir erişkin “bebek beyanı vermiş" ve kendini bir bebek olarak tanımlamaktadır. Bu kişi, bebek gibi giyinmekte, biberonla beslenmekte, bir bebek gibi hareket etmektedir. “Bebek beyanı” verdiğine göre ve bebek gibi hissettiğini ifade ettiğine göre bu kişi bir bebek olarak mı kabul edilmelidir? Bu kişi örneğin bir kreşe gitmek, “biyolojik bebekler”le oynamak istediğinde “cis bebek”lerle aynı ortamda aynı muameleyi görmek istediğinde ne yapmak gerekir?

Bu kişiyi kreşe almak istemeyenler insan hakkı ihlali mi yapmış olacaktır?

“Kişinin beyanı esastır” diyerek bunları yerine getirmek mi gerekir? Bu duruma itiraz edenler “bebek haklarına” aykırı mı davranmaktadır?

Bu kişiyi bebek kabul etmeyenlere “trans bebekler bebektir” diyerek “fobik” mi ilan etmek gerekir?

Bu soruların sayısını artırabiliriz?

Beyan ve hissedişe dayalı bu tanımlamaları ve bunların sonuçlarını “öznenin deneyimi” diyerek olduğu gibi kabul mü edeceğiz?

*

Kişisel düzlemde elbette isteyen kendini istediği gibi görebilir, bu onu ilgilendirir. Benim kendimi bir “buharlı ütü" gibi görmeme” ya da “1763 gram ağırlığında bir gümüş oksalat kristali” olarak hissetmeme kimse karışamaz, kimse bunu sorgulayamaz ya da tartışamaz. Ancak bu tür “beyan” ve hissedişler” kişisel alandan çıkıp toplumsal alana uzandığında artık “öznel deneyim” deyip geçilemez. Çünkü toplumsal alana uzandığında bu tür “beyan ve hissedişlerin” başka insanları doğrudan etkileyen çeşitli toplumsal sonuçları vardır.

Bir toplumda cinsiyetler arasında bir asimetri varsa, belli bir cinsiyette olmak o kişiye bazı avantajlar sağlıyorsa “beyanla cinsiyet” kaçınılmaz olarak suistimal edilecektir. Bir ülkede kadınlara sosyal yardım yapılıyorsa ya da işe girmede ek kontenjan veriliyorsa bazı erkeklerin kadın beyanı vererek bunu suistimal etmesi nasıl engellenebilir? Beyan ya da hissediş ölçülebilir bir şey olmadığına göre bunu engellemenin hiçbir yolu yoktur.

Örneğin Brezilya’da 2014’te çıkan bir yasaya göre kamu sektöründeki kadroların %20’si siyah insanlar için ayrılmıştır. Brezilya’da üniversitede siyah öğrenci kotasına bazı beyaz ya da siyah olmayan kişiler başvurmuştur (17). Sorun şudur:

Kimin siyah olduğu nasıl kararlaştırılacak? “Ben siyahım” diye beyan veren biri siyah kabul edilip bu kontenjandan faydalanacak mıdır? Bunun önündeki engel nedir?

“Öznenin deneyimi” deyip geçelim mi?

Puanlanacak kriterler arasında: “İş adayının burnu kısa, geniş ve düz mü? Dudakları ne kadar kalın? Diş etleri yeterince mor mu? Alt çeneleri ne olacak? Öne doğru çıkıyor mu?” Adaylara, "saç tipi" ve "kafatası şekli" dahil olmak üzere her öğe için puan verilecekti.

Cinsiyet salt beyana dayalı ve tamamen hissedişe bağlı ise ırk niçin böyle olmasın? Kişi kendini siyahi hissediyorsa bunun önündeki engel nedir?

Bu üniversitenin yaptığı gibi kimi siyah olup olmadığının araştırılması, ırkın altında maddi bir temel aranması cinsiyete de uyarlanmalı mıdır?

Her şey bir yana bu “beyan ve hissedişe dayalı” tanımlamaların suistimal edilmesine kim engel olabilir?

*

Queer Teorinin Cinsiyet Eşitsizliğini Çözüm Yolu

Queer Teori, cinsiyet eşitsizliği sorununu, eşitsizliği yok ederek değil, cinsiyetleri yok ederek çözmektedir. Queer teori, esasen “cinsiyet eşitsizliği”nin “eşitsizlik” tarafına değil “cinsiyet” tarafına odaklanır.

Bu görüş, cinsiyet temelli toplumsal eşitsizliği gidermek için, cinsiyete dayalı toplumsal düzene karşı çıkmamakta bunun yerine cinsiyetin kendisini yok etmeyi hedeflemektedir.

Cinsiyetin, toplumda eşitsizlik için bir gerekçe olmaması gerektiğini söylemiyorlar; cinsiyete dayalı toplumsal eşitsizliği yok etmek için cinsiyetler arasındaki farkı belirsizleştiriyor ya da yok ediyorlar..

Bunun çözümü biyolojik cinsiyetleri inkâr etmek ya da cinsiyet tanımlarını belirsizleştirmek değil biyolojik cinsiyetleri toplumsal bir örgütlenme odağı olmaktan çıkarmaktır. 

*

Örneğin zencilere, deri renginden ötürü ayrımcılık yapıldığında bu soruna çözüm nedir?

“Deri rengi hukuk önünde bir ölçüt olamaz.” Ya da “deri rengi ne olursa olsun bütün insanlar eşittir” demektir.

Oysa queer teori, deri rengi ne olursa olsun insanlar eşit davranmayı, deri renginin hukuk ve toplum karşısında eşitsizlik yaratmaması gerektiğini önermez. Queer teori bu eşitsizlik sorununu deri rengi farklılıklarını yok sayarak çözer.

Queer teorinin mantığına göre şunları demeliyiz:

-Deri rengi diye bir şey yoktur, siyah ya da beyaz deri rengi toplumsal bir kurgudur.

 -Siyah- beyaz diye renkler yoktur. 

-Herkesin deri rengi deneyimi eşsizdir, kişi sayısı kadar deri rengi vardır.

 -Deri rengi hissedişe bağlıdır; bir insan kendisinin hangi renkte olduğunu hissediyorsa o renktedir.

Siyahların ezilmemesi için çözüm olarak toplumsal düzeni deri rengine dayandırmamak değil deri renkleri arasındaki somut farkları yok saymak: LGBT hareketinin mantığı budur.

Oysa sorun biyolojik cinsiyetin olup olmaması değil, toplumun belli bir cinsiyet merkezinde ve onun lehine örgütlenmesidir.

Toplumsal düzenin insanların deri rengine yönelik farklı ve olumsuz muamele etmesinin çözümü, bu muameleyi yok etmek ve toplumsal düzenin herkese aynı muameleyi yapmasını savunmaktır; herkesin deri rengini aynı yapmak değil. 

Irk ayrımını reddetmek için siyahların beyaz ya da beyazların siyah olması gerekmez.

*

İkili Cinsiyeti Hem Reddetmek Hem Kabul Etmek

Queer teori, ikili cinsiyeti bir yandan reddederken aynı anda kabul eder. Bunu “trans” sözcüğünün kökenine bakarak anlayabiliriz. Fransızca transe “kendinden geçme” sözcüğünden alıntıdır.

Bu fiil Latince “geçmek, aşmak” anlamına gelen “transire” veya “transit”  fiilinden alıntıdır. Bu fiil Latince “ire” veya “it-“ “gitmek” fiilinden “trans+” ön ekiyle türetilmiştir.

Geçiş, bir durumdan başka bir duruma olur. “Trans” ön ekinden türetilen diğer sözcükleri hatırlayalım:

“transfer”, “transforme”, “transfüzyon”, “transit”, “transkripsiyon”, “transparan” vs. 

 Bu ve benzeri sözcüklerin hepsinde bir durumdan diğerine geçiş anlamı vardır.

“Trans” ifadesi norm yıkmaz, tam tersine o normu kabul eder. Çünkü “trans” ifadesi en az iki konumu varsayar: İlk durum ve sonradan edinilen son durum.

*

Cinsiyet Salt Toplumsal Kurgu Mudur?

Cinsiyet queer teorinin savunduğu gbi toplumsal bir kurgu ise bunun sabit ve belirli bir özü olamaz.

Bu bakışa göre cinsel organlar, cinsiyet için bir ölçü değildir. Bu durumda penis erkekte de kadında da olabilir.

O halde kaçınılmaz olarak akla şu sorular gelir:

Cinsiyetin biyolojik bir temeli yoksa niçin cinsiyet geçiş sürecinde hormon verilir ya da ameliyatlar yapılır?

Niçin geçiş operasyonlarında penis kesilir, vulva yapılır, hormon verilir ya da bloke edilir?

Maddi bir temeli yoksa cinsiyet değiştirmek için bedene müdahale etmek saçma değil midir?

Cinsiyet maddi temeli olmayan sırf bir hissediş ise ve beyana dayalı ise niçin bu tıbbi müdahalelerle kişinin biyolojisi değiştiriliyor?

“Kadın cinsiyetine özgü özellikler” olması isteniyorsa östrojen, “erkek cinsiyetine özgü özellikler” olması isteniyorsa testosteron verilir.

Yukarıdaki cümlede “kadın cinsiyetine özgü özellikler” ve “erkek cinsiyetine özgü özellikler” ifadesi geçmektedir.

Cinsiyet maddeden tamamen bağımsız salt bir hissedişe bağlı ise LGBT hareketinde çok sık kullanılan “erkek bedenine doğan kadın” ya da “kadın bedenine doğan erkek” ifadelerindeki “erkek bedeni” ve “kadın bedeni” ne anlama gelir? Beden, cinsel organlar ya da kromozom gibi maddi olgular cinsiyetin bir ölçütü değilse bu ifadelerde geçen “erkek bedeni” ve “kadın bedeni” neye göre söylenmektedir?

Eğer cinsiyet sadece ve sadece beyana ve hissedişe dayalı ise ve hiçbir maddi temeli yoksa bu durumda “gender disforia” (cinsiyet hoşnutsuzluğu) niçin hissedilir? Cinsiyetin hiçbir maddi temeli yoksa kişinin bedeni nasıl olursa olsun, “ben kadınım” ya da “ben erkeğim” demesi yeterli değil midir?

Penisi olan kadınlar da varsa neden trans kadınlar (biyolojik olarak erkek doğup kendilerini kadın olarak hissedenler) niçin cinsiyet değiştirme operasyonu yapma ihtiyacı hissetmektedir?

Madem rahmi olan erkekler, penisi olan kadınlar varsa, niçin penisli kadınlar penislerini aldırıyor, vajina yaptırıyor, birçok zorlu operasyondan geçiyorlar?

Trans sözcüğünü kullanmak biyolojik cinsiyetin varlığını kabul etmektir. Öyle ya, biyolojik cinsiyet diye bir şey yoksa, penisi olmak ile vajinası olmak cinsiyet hakkında hiçbir şey söylemiyorsa ve belirleyici değilse niçin ameliyatın adı “cinsiyet değiştirme ameliyatıdır” ve niçin bu ameliyat vardır?

Niçin feminen görünmek bir sorundur  ve de “feminen görünmek” nedir?

*


(18)

*

LGBT ideolojisinde, yukarıdaki tvitte olduğu gibi birbiriyle çelişik ifadelere çok sık rastlanır. LGBT ideolojisine göre “biyolojik kadın”, “kromozomal cinsiyet” var mıdır yok mudur? Varsa ne demektir? Cinsiyet beyana ve hissedişe bağlı ise “biyolojik kadın/erkek”, “kromozomal erkek/kadın” ne demektir? “Trans kadın” ile “kadın” özdeş ise niçin “trans kadın” , “cis kadın” gibi kavramlar kullanma ihtiyacı duyulur; niçin “trans”a vurgu yapılır?

Mantıksal tutarlılık bakımından yukarıdaki ifadelerin erkekler için de geçerli olması beklenir. Yani yukarıdaki ifadeler doğruysa doğal olarak aşağıdaki ifadeler de doğru olmalıdır:

“Trans erkekler erkektir.

Trans erkekler biyolojik erkektir.

Trans erkekler kromozomal cinsiyetleri açısından erkektir.

Trans erkekler doğuştan erkektir.

Trans erkeklerden hoşlanmak erkeklerden hoşlanmaktır.”

Eğer bunlar doğru ise LGBT etkinliklerine niçin “erkekler” giremez iken “trans erkekler” girebilmektedir? “Trans erkekler” “erkek” ise niçin “erkekler” için söylenenler “trans erkekler” için söylenmemektedir?

Trans kadınları kadın, trans erkekleri erkek olarak saymayan ve ayıran en başta LGBT hareketinin kendisidir.

LGBT ideolojisinde bundan çok daha büyük çelişkiler de bulunur.

*

Queer Teorinin Birbirine Zıt İki Eğilimi 

Queer teori bir yandan kadın-erkek farklarını bulanıklaştırıp yok etmeye çalışırken diğer yandan kadın- erkek ikili cinsiyet kalıplarını olduğu gibi kabul edip kullanmaktadır.

Queer teori, kadın-erkek ayrımını bulanıklaştıran “regl olan erkekler de vardır”, “penisi olan kadınlar”, “rahmi olan erkekler” ifadelerini sık sık kullanarak kasıtlı olarak bu kimlikleri istikrarsızlaştırır.

2020 yılına ait şöyle bir haber vardır:

Erkek olarak doğan ve cinsel kimliğini kadın olarak tanımlayan Danna Sultana, kadın olarak doğan ve cinsel kimliğini erkek olarak tanımlayan kocası Esteban Landrau ile bir erkek bebek bekliyor. Biyolojik olarak ikisi de henüz cinsiyet değiştirmedikleri için Esteban Landrau doğal bir şekilde hamile kaldı.

(19)

(20)

Haberin fotoğraflarında alışılageldik ölçütlere göre dış görünüşüne bakıldığında erkek olarak tanımlanacak bir kişi hamiledir. Bu habere bakıldığında “koca”, “hamile”, “erkek”, “kadın” vs. gibi tanımların alışılageldik anlamlarının tamamen tersine çevrildiği görülmektedir.

Hamile olan kişinin sakalı vardır, uzun saçlarıyla “kadın gibi görünen” kişi çocuğun babasıdır.

Haber queer teorinin alışılageldik cinsiyet kalıplarını istikrarsızlaştırıp belirsizleştirmesi bakımından tipik bir örnektir.

Queer teori bir yandan ikili cinsiyet kalıplarını yukarıdaki örnekte olduğu gibi istikrarsızlaştırıp aşındırırken öte yandan cinsiyet değiştirme ameliyatları ve “geçiş süreci”nde hormon alımı gibi tedavileri de kabul eder ve “trans çocukların erken dönemde hormon blokajını savunmak” gibi bir gündemi de vardır. Bütün bu kabuller, ikili cinsiyeti olduğu gibi kabul etmek anlamına gelir.

“Küçükken elbise giymek istedim” diyerek trans kadın olduğunu beyan eden kişi, etek giymenin kadın cinsiyetine has bir davranış olduğunu kabul etmektedir.

Queer teori, cinsiyet kalıplarına saldırır, toplumca kabul gören cinsiyet kategorilerini reddeder. Ancak oldukça yapay bir şekilde inşa edilen cinsiyetle ilgili toplumsal kodları olduğu gibi temel almaktan da çekinmez.

Aşağıdaki haber “The Mirror” gazetesindendir. Haber şöyledir:

Amsterdam'da yaşayan bir anne 5 yaşındaki erkek çocuğunun "hiç bir zaman karnımda bir bebek taşıyamayacağım" diye ağladığını ifade etmektedir. Bu durum haberde “gender disphoria” (cinsiyet disforisi/huzursuzluğu) olarak tanımlanmaktadır.  Haberde çocuktan söz ederken erkek zamiri olan “he” değil “she” kullanılmaktadır. 5 yaşında bir çocuğun bu davranışı neyin işaretidir ve ne denli kararlıdır? Bir erkek çocuğu bunu dediği için trans olarak kabul edilecekse birkaç gün sonra “niçin babam gibi tıraş olamıyorum?” diye ağladığında bu sefer de erkek mi kabul edilmelidir? 

(21)

5 yaşında sergilenen bu davranışlar ne kadar kararlı olabilir? 5 yaşında “ben bir kediyim” diyen çocuğun beyanını esas alıp ona kedi maması mı almak gerekiyor?

Haberdeki mantık, “karnında bebek taşıyanların kadın olduğu”nu kabul etmektedir.

*

DW adlı haber sitesi yaşları 4-12 yaş arasında değişen “trans çocuk bireyler” in katıldığı bir kamptan söz etmektedir (22).

 

 


(22)

Haberde şu ifadeler geçmektedir:

“Henüz küçük yaşta cinsel kimlikleri ile uyuşamıyorlar.”

“Onlar kız vücudunda kendini oğlan gibi veya oğlan vücudunda kız gibi hissediyor”

“Kız vücudunda oğlan gibi hissetmek” ne demektir? Kız gibi ya da oğlan gibi hissetmek ne demektir? Belirtisi nedir?

Böyle bir ifadeyi kullanmak iki şeyi kabul etmeyi gerektirir:

“Kız vücudu” diye bir şey vardır.

“Oğlan gibi hissetmek” diye bir şey vardır.

Bir yandan kız-erkek gibi ayrımları biyolojik düzeyde bile reddeden bir ideoloji, yerine göre bunları ve bunun da ötesinde hissedişleri bile mutlak sabitler gibi ele almaktadır.

*

LGBT İdeolojisinin Cinsiyetçi Bakışı

Aşağıdaki habere göre 3 yaşındaki çocuğun cinsiyet değiştirmek istemesinin kanıtı çocuğun cinsel organını kesmeye çalışmasıdır. Çocuk 3 yaşında bunu yaptı diye çocuk için ergenliğe girmeden hormon blokajı ve 18 yaşında da cinsiyet değiştirme operasyonu planlanmaktadır.



(23)

Haberde aileden “muhteşem” diye söz edilmesi de dikkat çekicidir.

E hani cinsiyet cinsel organlara bağlı bir şey değildi? E hani “penisi olan kadınlar”, “regl olan erkekler” vardı. Madem böyle, niçin çocuğun dış görünüşü operasyonla değiştirilmek isteniyor? Cinsiyet hormonlarla ilgili olmayan salt bir hissediş ise niçin çocuğun bedenine hormonal müdahale ediliyor?

*

Bir başka haber Avusturalya’da yaşayan 9 yaşındaki bir çocukla ilgilidir. Haber çocuğun annesinin dilinden veriliyor. Annesi şöyle diyor:

-Milla 2 yaşından itibaren bir erkek çocuk gibi davranmaya başladı.

Erkek çocukların iç çamaşırlarını ve pijamalarını giymek için ısrar etmeye başladı.

Milla sürekli saçını kısa kestirmek istediğini söylüyordu. 

Milla hiçbir zaman oyuncak bebeklerle oynamadı. Hep kamyon ve trenleri tercih etti.

Yeri geldi Batman oldu, yeri geldi Bob Usta oldu. Örümcek Adam oldu ve Ninja Kaplumbağa oldu. 

Milla’nın hissettiği cinsiyet, doğduğundaki cinsiyetinden farklıydı. Kız olarak doğmuştu ancak beyni bir erkeğinki gibi çalışıyordu.

(24)

Haberin diline dikkat edilirse en klasik toplumsal cinsiyet kodlarının olduğu gibi kullanıldığı görülmektedir. Haberde Milla’nın kız doğduğu halde aslında erkek olduğunun kanıtı olarak ne söylenmektedir?

-Kamyon ve trenle oynamak,

-Bebeklerle oynamamak,

-Saçlarını kısa kestirmek istemesi,

-Batman, Örümcek Adam, Ninja Kaplumbağası olmak,

-Usta kıyafeti giymek.

Milla’nın annesi, bu sayılanları, Milla’nın aslında erkek olduğunun kanıtları olarak göstermektedir. Yani cinsiyeti sadece bir hissediş olarak değil aynı zamanda davranış ve çeşitli şekillerde dışa vurum olarak ele almaktadır.

Heteronormativiteyi ya da mutlak toplumsal cinsiyet rolleri savunmak bakımından bu haberde savunulan mantıkla ancak en bağnaz feodal anlayış yarışabilir.

Bu haberdeki mantığa göre:

Erkekler Ninja, Süperman ya da Örümcek Adam oyuncaklarıyla oynar.

Erkekler bebekle oynamaz.

Erkek adamın saçları kısa olur.

Usta olmak erkek işidir vs.

Burada en alasından ikili cinsiyet normları görülmektedir. Bunları Pınarbaşı köyündeki çoban İbrahim Efendi söylememektedir. Bu söylenenler, ikili cinsiyet düzenini reddetmek değil tam tersine olduğu gibi yeniden üretmektir.

“İkili cinsiyetçi bakış”ı reddettiğini iddia eden bu ideoloji, cinsiyetleri keskin ve mutlak kategoriler gibi kabul edip hiçbir ideolojide görülmeyecek derecede katı bir ikili cinsiyetçi bakışı üretmektedir.

Yukarıda sadece birkaç örneği verilen “trans çocuk” ifadesi, basında sayısız kez gördüğümüz ve her geçen gün yaşı giderek küçülen bir kavram olarak ana akım medyada sistematik bir şekilde işlenmektedir (25).


 (26)

 

(27)

*

 (28)

*

Queer teoriye göre cinsiyet toplum tarafından atanmaktadır ama 2 yaşında trans olduğuna “karar veren” çocuk özgür iradelidir. Cinsiyet, salt toplumsal bir kurgu ise “2 yaşında trans birey” ne demektir? Bunu kabul etmek, sapmaz ve değişmez bir özü varsaymak ve 2 yaşında bir çocuğun buna karar verebileceğini kabul etmektir.

Cinsiyetin bedensel bir temeli olmadığını iddia eden düşünce, cinsiyetin “ ne olduğunu” değil daha çok “ne olmadığını” tanımlamaktadır. Cinsiyet kromozomal değil, dış cinsel organ değil, penis veya vajina değil, kanda dolaşan hormon miktarı değil vs.

“Cinsiyet nedir?” sorusunu “şu değil”, “bu değil”, “o değil” diye “değilleyerek” değil açıkça yanıtlamak gerekiyor. Biyolojik cinsiyetin varlığını savunanlar bu soruyu açıkça yanıtlayabilir:

Biyolojik cinsiyet elle tutulur, gözle görülür maddi bir şeydir; penis, vajina, dış genital organlar…

Biyolojik cinsiyet, insanların %99’unda kolayca ve son derece nesnel bir ölçütle belirlenebilir.

Bir insanın “toplumsal cinsiyet hissi” de bu derece objektif ve sabit midir? “Hissetmek”, ne denli nesneldir?

Bu “hissetme”de kodlanan simgeler (“bebek”,”araba”,”futbol” ya da “evcilik” vs.), toplumsal kodlar değil midir?

Bebekle oynamanın feminen bir kod olduğu nerden çıkmıştır? Bu, toplumun uydurduğu bir şey değil midir?

(29)

Elbise giymenin dişil, silahla oynamanın erkek cinsiyetine ait bir davranış olduğunu kabul etmek, en klasik toplumsal kodları sorgulamadan kabul etmek değil midir? Bir erkek çocuğu elbise giymek istediğinde onu “trans” olarak kabul etmek, bu toplumsal kodları veri almaktır.

Bu bakış açısına göre bir insanda kromozomların ne olduğu (XX veya XY), iç ve dış cinsel organların yapısı (penis, testis, vajina, yumurtalık vs.), kandaki hormon seviyeleri (östrojen, testosteron vs.), dış görünüş (sakal, bıyık, meme, kalça yapısı vs.) cinsiyet hakkında hiçbir fikir vermiyor ama bir çocuğun elbise giymesi, bebekle oynamaması, kamyon ya da trenle oynaması, oje sürmesi, saçlarını kısa kesmesi, gür ses ile konuşması, cinsiyetini belirliyor. İşin tuhafı kromozom, hormon, dış ve iç cinsel organların yapısı gibi maddi olgular asla mutlak kabul edilmezken bebekle oynaması ya da saçını kısa kestirmek istemesi gibi davranışsal durumlar mutlak ve değişmez kabul edilmektedir.

*

Transseksüel Çocuklar”

"Sevgili eşcinsel ve transseksüel çocuklar! (30)"

Trans haklarını savunan bir kişinin 23 Nisan mesajı, bu şekilde başlamaktadır.

Bugüne kadar yaşama en cinsiyetçi pencereden bakan görüşlerde bile 23 Nisan Çocuk Bayramı’na bir cinsiyet ya da cinsel kimlik atfedilmemiştir. En bağnaz, en muhafazakâr görüş bile “23 Nisan erkek çocukların bayramı” veya “23 Nisan heteroseksüel çocukların bayramı” diye bir ifade kullanmamıştır.

Böyle bir şey olmadığı halde “Sevgili eşcinsel ve transseksüel çocuklar” diyerek çocuklar arasında “eşcinsel ve transseksüel çocuk” kategorisi tanımlamanın mantığı nedir?

“23 Nisan Çorumlu çocukların da bayramıdır” ya da “23 Nisan ismi f harfiyle başlayan çocukların da bayramıdır” dendiğinde doğal olarak bunları tersini savunan görüşler varsayılır; bu cümleler bu tür görüşlere karşı söylenir. Hiçbir tersi görüş olmadığı halde durduk yere bir şeyi vurgulamak ise anlamsızdır ya da “aşırı anlamlıdır”. 

“Eşcinsel ve transseksüel çocuklar” demek, otomatik olarak “heteroseksüel çocuklar”ı da varsayar. Bu, çocuklara cinsellik atfetmektir. Burada çok tehlikeli bir mantık vardır.

“Trans çocuk” ifadesi çocuğun beyanını esas alır. “Trans çocuk” varsa iki şey vardır:

1)Cinsel kimlik

2) Rıza

“2 yaşında trans çocuk” olabiliyorsa “heteroseksüel çocuk” da vardır.

Aşağıdaki haberde önceki adalet bakanı bir açıklamasında "küçüğün rızası" ifadesini kullanmaktadır.

(31)

"Trans çocuk" diye bir şey varsa varsa ”rıza” da vardır.  Bu durumda “küçüğün rızası”na itiraz edilemez. Eğer cinsiyet için bir çocuğun beyanını esas alabiliyorsak, onun beyanı belirleyici ise 6 yaşındaki bir çocukla "cinsel ilişkiye giren" biri eğer çocuk bu duruma itiraz etmemişse hiçbir şekilde cezalandırılamaz. Burada “çocuğun rızası var” diyebiliriz. Kim hangi gerekçeyle itiraz edebilir?

4 yaşındaki Milla erkek olmak istiyorsa, 9 yaşındaki Emine niçin evlenmek istemesin? 2 yaşında bir çocukta cinsellik var ise çocuklarla evlenmeyi savunanlara niçin itiraz edilmektedir?

Bu durumda 6- 7 yaşındaki kız çocuklarının evlenmelerine niçin karşı çıkılmaktadır?

*

“Trans çocuk” demekle “6 yaşındaki kız çocuğuyla evlenilebilir” demek, aynı mantığın ürünüdür.

(32)


 

Bu yaklaşım, her şeyin seksüalize edilmesidir. Her şeyin bu denli seksüalize edilmesinde, LGBT ideolojisi ile yarışabilecek tek ideoloji İslamcılık ideolojisidir. Ne LGBT ideolojisinde ne de siyasal İslamcılıkta, bu anlamda “çocuk” diye bir kategori vardır.

*

Pedofili: “Kuşakları Aşan Erotizm” (!)

LGBT ideolojisinin bu mantığına göre pedofili anormal bir şey değildir. Bu mantığın doğal bir sonucu olarak LGBT ideolojisinin önde gelen birçok teorisyeni pedofiliyi savunmuş, pedofili karşıtı yasaları olumsuz eleştirmiş, pedofiliye karşı toplumun tepkisini “baskı” olarak nitelemiştir. Bu amaçla olumsuz çağrışımları olan “pedofili” sözcüğünün yerine başka tanımlar üreterek pedofilinin önünü açmak istemişlerdir.

Queer teorinin “cinselliği tanımlamaya karşıt olması”, “norm karşıtlığı”, ”kapsayıcılık” ya da “cinsiyet sınırlarının istikrarsızlaştırılması” gibi özellikleri pedofilinin desteklenmesi için her türlü kavramsal çerçeveyi sunmaktadır.

Örneğin Gayle Rubin queer teorinin önde gelen teorisyenlerinden biridir. 1984’te yazdığı “Seksi Düşünmek (Thinking Sex)” adlı makalesi, queer teorinin kurucu metinlerinden biri olarak kabul edilir. O kadar ki bu makalenin yazılmasının 25. yıldönümünde Pensilvanya Üniversitesi “Seksi Yeniden Düşünmek (Rethinking Sex)” başlıklı bir konferans düzenlemiştir (33).

G. Rubin "Seksi Düşünmek" adlı makalesinde açıkça pedofiliyi savunur, pedofiliyi bir anomali değil seksüellik türlerinden biri olarak görür. Pedofiliyi “kuşakları aşan erotizm” olarak niteleyip bu kişilerin cezalandırılmasına karşı çıkar.

G. Rubin, pedofiller üzerindeki toplumsal baskıdan şöyle yakınır:

1950'lerdeki komünistler ve eşcinseller gibi oğlan seviciler (boy-lovers) de o kadar damgalanmış durumda ki, bırakın erotik eğilimlerini, sivil özgürlüklerini bile savunacak kimseler bulmak zordur (34).

G. Rubin'in bu metinde kullandığı "boy-lover" sözcüğünün tanımı şudur:

"Ergenliğe girmemiş oğlanlara duygusal veya seksüel olarak ilgi duyan yetişkin erkek ya da kadın (An adult man or woman who is sexually and emotionally interested in prepubescent boys) (35)

 G. Rubin polisin pedofililere yönelik tavrını ve bu insanların hapse atılmasını eleştirir ve bunu hak etmediklerini iddia eder. Bu insanları tanımlarken kullandığı ifade şudur:

“Reşit olmayan gençleri seven erkekler topluluğu (“The community of men who love underaged youth) (34).

G. Rubin pedofiliyi masumlaştıran isimler bulmakta çok yaratıcıdır. Aynı yazısında pedofilileri "erotizmi kuşak sınırlarını aşanlar" diye adlandırır. Şöyle yazar:

Şu anda en hor görülen cinsel kastlar arasında transseksüeller, travestiler, fetişistler, sadomazoşistler, fahişeler ve porno modeller gibi seks işçileri ve en alttakiler, erotizmi kuşak sınırlarını aşanlardır (36).

G. Rubin pedofiliyi bozukluk olarak gören Amerikan Psikiyatri Birliği'nin çıkardığı ruhsal hastalıkların tanısında kullanılan kılavuzu DSM-3'ü eleştirir. 

Yazara göre “kuşaklararası yakınlaşmayı tercih eden sadomazoşist bireyler (pedofililer)” eşcinseller gibi kimlik edinmenin belli aşamalarında ilerlemektedir. G. Rubin, pedofililerin çocuklarla temasının kısıtlanmasıyla ilgili yasa ve düzenlemeleri  “devlet baskısı” olarak nitelendirmektedir (37).

*

Patrick Califia LGBT hareketi içinde önemli bir isimdir. P. Califia'nın adı, 2013’te düzenlenen "Eşitlik Forumu"nda "2013 LGBT Tarihi Ayı için ikon” olarak anılanlar arasında yer almıştır (38).

P. Califia da pedofiliyi destekleyen “Paidika” adlı bir dergide son yazdığı romanında geçen bir olayı tanımlarken pedofili yerine “kuşaklararası lezbiyen ilişki (a cross-generational lesbian relationship)" tanımını kullanır (39).

*

Queer teorinin ata teorisyenlerinden biri olan Michel Foucault’ya göre çocuklar rıza gösterebilir ve ne olduğunu açıklama kapasitesine sahiptir. M. Foucault bunu şöyle ifade eder:

"Bir çocuğu rıza gösterme kapasitesi olmayan biri olarak görmek kabul edilemez ve asla tolere edilemez bir istismardır (40).

M. Foucault erişkinlerle 15 yaş altındaki çocukların cinsel ilişkisinin suç sayılmasına karşı çıkar ve bununla ilgili bir imza kampanyasını destekler (41).

*

Çocuk-erişkin ayrımının sınırının silinmesi, pedofilinin “değiştirilemez seksüel yönelim” ya da “kuşaklar arası erotizm” gibi masum isimlerle adlandırılması pedofiliyi doğallaştırmanın uğrak noktalarıdır. Nitekim TEDx konuşmacısı Mirjam Heine Würtzberg Üniversitesinde yaptığı konuşmada pedofilinin tıpkı diğer cinsel yönelimler gibi "doğal bir cinsel yönelim" olduğunu vurgulamaktadır (42).

 (43)

Bugün pedofilinin bir anomali değil "cinsellik çeşitlerinden biri" olduğu konusu giderek daha sık dile getirilmektedir.

Queer teorinin kavram seti pedofilinin önünü açmak ve doğallaştırmak için mükemmel bir çerçeve sağlamaktadır.

DEVAMI VAR

Yazının ilk bölümü:


EDEBİYATLA AHMAKLAŞTIRMA FELSEFEYLE ÇÖKERTME 5. CİLT



Taylan Kara


Kaynaklar:

13. (A person’s innate sense of their own gender, whether male, female or something else (see non-binary below), which may or may not correspond to the sex assigned at birth).

16. https://www.youtube.com/watch?v=66WWlMCy51A (Erişim Tarihi: 03. 09. 2023)

33. https://en.wikipedia.org/wiki/Gayle_Rubin (Erişim Tarihi: 03. 09. 2023)

Metnin özgün hâli şöyledir: Like communists and homosexuals in the 1950s, boy-lovers are so stigmatized that it is difficult to find defenders for their civil liberties, let alone for their erotic orientation.

36. A.g.e. S. 158.

Metnin özgün hâli şöyledir:

The most despised sexual castes currently include transsexuals, transvestites, fetishists, sadomasochists, sex workers such as prostitutes and porn models, and the lowliest of all, those whose eroticism transgresses generational boundaries’.

37. A.g.e. S. 166-7.

40. Metnin İngilizcesi şöyledir:

And to assume that a child is incapable of explaining what happened and was incapable of giving his consent are two abuses that are intolerable, quite unacceptable.

42. https://www.youtube.com/watch?v=d9wHSTtlogY (Erişim Tarihi: 03. 09. 2023)


101 görüntüleme0 yorum

Comments


bottom of page