Entelektüel otopsi raporum (Ne kadar bilgisizim?)


(Var Olma Notları S. 181)


Ben Taylan Kara, okuyucuya itiraf ediyorum. Ben bir cahilim, hem de zırcahil. Kuantum elektrodinamiği hakkında cahilim. Levha tektoniği hakkında bir dakika bile konuşamam. Organik kimya konusunda bir kimya mühendisi beni serçe parmağıyla kandırabilir. Japon dili ve hatta edebiyatı hakkında zırcahilim. Katı hâl fiziği, yüksek enerji fiziği, atomaltı parçacıklar, türev, integral, Gödel’in eksiklik teoremi hakkında acınacak derecede bilgisizim. Gödel’in “Principia Mathematica Gibi Dizgelerin Biçimsel Olarak Karar Verilemeyen Önermeleri Üzerine” adlı doktora çalışmasından hiçbir şey anlamıyorum.


Meteorolojiden anlamıyorum, bilgisayar program yazılımı hakkında tek bir sözcük bile söyleyemem. Schrödinger denkleminin anlamı konusunda hiçbir fikrim yok, o denklemdeki sembolleri bile doğru okumaktan acizim. Lorenz dönüşümünün ne anlama geldiğini bilmediğim gibi bu konuda tam olarak neyi bilmediğimi bile bilmiyorum. Dahası yıllardır yukarıda sözü edilen bu Lorenz’i (Hendrik Lorenz), Konrad Lorenz ile karıştıracak kadar aptalım. Taksonomi hakkında o kadar az şey biliyorum ki yok sayılabilir. Taksonomik adıyla on tane böcek ya da yirmi tane balık adı bile sayamam. Sicim kuramı hakkında Edward Witten’ın yazdığı doksan sayfalık makalenin tek bir satırını bile anlamadım. Son yüz yıldır fizikteki önemli olayların hiçbirini yeterince kavrayamıyorum. Higgs Bozonu’nun varlığını denklemlerle nasıl öngörebiliyorlar aklım almıyor. Zaten Higgs’ten çok daha eskilerini de anlayamıyorum. O kadar anlayamıyorum ki ortaya konalı yüz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen Planck sabitini bile anlayamıyorum. Sadece kuantum fiziği mi; klasik fiziği de yeterince anlayamıyorum. Maxwell denklemlerine de kafam basmıyor. Fizikte kronolojik olarak anladığımı zannettiğim en son denklem Kepler’in denklemleri; eğer biraz deşilse büyük bir olasılıkla onları da yanlış anladığım ortaya çıkacaktır. Kafamı ne kadar zorlarsam zorlayayım fizikte ulaştığım en güncel zaman yüz yıldan daha eski olabiliyor ancak. Buradan anlaşılacağı gibi fizik konusunda bir aptal, kafası basmayan cahil bir adamım.

Sadece fizik mi?

Sinemadan hiç anlamıyorum. Eisenstein’ın Potemkin Zırhlısı’nı izlerken içimi sıkıntı basıyor. Kieslowski’nin neden büyük bir yönetmen olduğunu anlayamıyorum. Tarkovski’nin uzun sekanslarının çoğunun ne anlama geldiğini bilmiyorum. Bergman’ın Persona filmini anlayamadım. Vertov’un, Haneke’nin, Triers’in birçok filmini hiç izlemedim, izlediklerimi de zaten anlamadım. Dinlediğim klasik müzik eserleri hakkında geliştirebildiğim az sayıda duygu hâlâ “hoşlanma-hoşlanmama” duyguları arasında gidip geliyor. Schoenberg’in atonal müziğini anlamıyorum, onu anlamadığım gibi Bach’ın tonal müziğini de tam olarak anlayabildiğimi söyleyemem. Bir müzik parçasının Barok ya da romantik döneme ait olup olmadığını sadece dinleyerek çıkaramıyorum. Bale hakkında hiçbir fikrim yok. Kokoschka’nın dışavurumculuğunu, Kandinsky’nin soyut sanatını, Picasso’nun kübizmini kendi kendime anlamaktan acizim. Guernica’nın sanatsal değerini resimle ilgisiz birine kanıtlayamıyorum. Degas, Renoir, Monet, Cezanne ya da Kandinsky’nin birçok resminin aslını görmedim. Kiril, Yunan, Ermeni, Japon, Çin alfabelerini bilmiyorum. Sümerce, Akadça, Süryanice anlamıyorum. Rusça, Japonca, Çince ve bunlar dışında konuşulan yüzlerce dili hiç anlamıyorum; bu dilleri okuyamıyor ve yazamıyorum. Bilmediğim yüzlerce dilin bir kısmının adını bile bilmiyorum. İki yüzü aşkın ülkenin %90’ından fazlasını hiç görmedim. Dünyada yaşayan insanların %90’ından fazlası hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmiyorum. Aborjin, Malezya, Paraguay, Gambiya, Kamçatka, Lapon, Sih, Tazmanya ve benzeri onlarca halkın ve bölgenin tarihi hakkında üç cümle bile kuramam. Bask dilinde yazılan hiçbir kitabı okumadığım gibi bu dille yazan iki tane yazar adı bile sayamam. Kongolu hiçbir şairi tanımıyorum. Her gün kullandığım bilgisayar, yazıcı, fotokopi makinesi, bulaşık ve çamaşır makinesi gibi cihazların tek birini bile yapamam, bırakın yapmayı çoğunun nasıl çalıştığını bile açıklayamam, bırakın bunları açıklamayı küçücük bir flash belleğe o kadar bilginin nasıl sığdığını bile anlamıyorum. Gökteki yıldızların çoğunun adını bilmiyorum. Beyaz Cüce, Süpernova, Kuasar, Pulsar… Bunlar hakkında yarım saat bile konuşamam. Chandrasekhar limitini hesaplayamıyorum. Astronomideki matematiksel hesaplamalara, bir bebeğin trigonometrik denklemlere baktığı gibi saf saf bakıyorum. Heidegger’i ana dilinden okuyamıyorum. Heidegger’in çevirilerinin hepsini de okumadım. Okumuş olduklarımı da muhtemelen yeterince anlayamadım. Sadece Heidegger mi? Veda’ları, Kalavela’yı, Mahabarata’yı, Manas’ı da okumadım. Adorno’nun Minima Moralia kitabını ancak beş kez okuduktan sonra anlayabildim. Ne kadarını anlayabildiğimi ise hiç sınamadım; sınama olanağım olsa muhtemelen tam anlayamamış olduğum ortaya çıkar. Joyce’un Ulyses’ini kılavuzla okuduğum hâlde pek az şey anlayabildim. İngilizce metni ile birlikte okuduğum hâlde yeterince anlayamadım. Okumayı tasarladığım kitapların %90’ından fazlasını hâlâ okuyamadım. Musil’in Niteliksiz Adam kitabına yıllardır başlayamadım. Ahmet Cevizci’nin Felsefe Sözlüğü’nü yıllardır bitiremedim. T. Mann’ın Dr. Faustus’unu, Hesse’nin Boncukoyunu’nu, Lowry’nin Yanardağın Altında’sını ve Gorki’nin Klim Sangin adlı kitabını hâlâ okumadım. Üstelik okumayı da düşünmüyorum. Tarihte Bacon ve Zenon’un iki tane olduğunu ancak yirmi beş yaşımda fark edebildim. Kısa alıntılar dışında ne Francis Bacon, ne de Roger Bacon okuyabildim. Zenon’nun hakkında o herkesin bildiği paradoks ve birkaç magazin cümlesi dışında hiçbir şey bilmiyorum. Zenon, “Zeno” olarak okunduğu için “Zenon’un” yazarken “Zenon’un” mu yoksa “Zenon’nun” mu yazılacağını bile karıştırdım.

Eğer bu yazıyı gerçeğe uygun yazmayı başarabilseydim bilmediklerimin, anlamadıklarımın ve yapamadıklarımın listesi yüzlerce sayfa tutardı. Burada yazamadığım birçok şeyin de büyük bir çoğunluğunu bilmiyorum. Ne kadar çok öğrenirsem öğreneyim, bilmediklerim bildiklerimden hep çok daha fazla oluyor.

En kötüsü de binlerce bilmediğim şeyi, bilmediğimden bile habersizim. Ben böyleyim ey okur! Romalı şair Horace olsa eminim yazıyı şöyle bitirirdi:

- Quid rides? Mutato nomine, de te fabula narratur.*

**

*Neden gülüyorsun ki? İsimleri değiştir, anlattığım senin hikâyendir.


Var Olma Notları kitabından



910 görüntüleme