DİL MÜLTECİLİĞİ

Bir dile dışarıdan giren birisi ile o dilin doğal konuşanı arasında hep bir fark vardır. Hâkim olmadığınız bir dili konuşurken aptal gibi görünürsünüz. Mekanik bir şekilde ve her sözcüğü düşünerek konuşan biri, zekâsını ortaya çıkaramaz. Dile dışarıdan katılan biri en fazla kalıpları öğrenir:

“I think…”,

“I am very surprised”,

“I am interested in”,

“It was a big pleasure that…”

Zekâ özürlü bir İngiliz ile İngilizceyi az bilen bir yabancının konuşması birbirinden ayırt edilemeyebilir. Bu temel düzey dil bilgisi, anadili İngilizce ve IQ'su 60-70 olan bir insanla neredeyse aynıdır. Bu bakımdan, sıradan, hiçbir şey bilmeyen bir Alman, Almanca bilmeyen bir matematik profesörü karşısında “üstündür”; Almancayı “anadili gibi” konuşmaktadır çünkü.

İnsan anadili olmayan bir dil evreninde kalıplar ve klişeler ormanına mahkûmdur. Kalıplar ve klişeler bir aptallık göstergesidir. Bu nedenle bir başka dilde, standart dil kullanımı nedeniyle insan, o dili anadili olarak kullananlara aptal gibi görünür.

Bir İngiliz kendi diliyle oynayabilir, espri yapabilir, çünkü kendi evindedir.

*

Oğlu yaşındaki doktora “abi” diye seslenen 70 yaşındaki Suriyeli kadının bildiği 5-10 sözcükten biridir “abi”… “Doktor Bey” demeyi bilmez, “durumumu öğrenebilir miyim?” diyemez.

“İyi?” diye sorar; bu sözcüğü soru cümlesi hâline getirecek “mi” ekini kullanarak “sonuçlarım iyi mi?” diyemez; “iyi” sözcüğünü soru şeklinde sorar.

Türkçeyi bilen biri için sözleri çok kaba ve uygunsuzdur. O, bu dile yabancıdır. Beden dilindeki bütün ezikliğine ve kibarlığına rağmen konuşması kabalığa karşılık gelir.

Bir mülteci coğrafyaya yabancı olduğu kadar dile de yabancıdır.


DÜŞÜNCENİN ARKAGÜRÜLTÜSÜ/MIRILDANMALAR kitabından


79 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör