top of page

BİLİMSEL TERİMLERLE HİPNOZ YARATMAK: "TÜRK ROMANINDA POSTMODERN AÇILIMLAR" PROF.DR.YILDIZ ECEVİT

Bazı başlıklar

Bu kitapta yapılan, sözle hokus pokustur. Okur, “görecelik”, “çekirdek içi fizik”, “nükleer”, “kuantum” vs. sözcüklerini görünce “vaaav, bu metinde keramet var” diyecektir.

*

Bu kitap birçok üniversitede ders kitabı olarak okutulmaktadır ve 11 baskı yapmıştır.

*

Bir edebiyat, felsefe ya da sosyoloji metninde “kuantum”, “Gödel”, Heisenberg”, “Einstein” , “Relativite” vs. sözcükleri görürseniz % 90 olasılıkla orada:

En iyimser olasılıkla YANLIŞ, büyük olasılıkla YANLIŞ BİLE OLMAYAN bir cümle,

topluma pazarlanmaya uğraşılan bir düşünce veya yazar vardır.

*

Başka bir disiplinden getirilerek metne aktarılan bu terim ve kavramları açıklamak, yazarın yükümlülüğüdür.

*

Bir sosyal bilimler metninde, bu disiplinle ilgisi olmayan bilimsel bir kavram ya da terim görüldüğünde, karşısında hipnotize olmamak ya da altında ezilmemek için bu kavram/terimlerin metinle ilişkisi mutlaka sorgulanmalıdır.

**



Herhangi bir konuda ortaya atılan bir tezi güçlendirmek için bilimin saygınlığından faydalanma uğraşına çok sık rastlanır. Özellikle sosyal bilimler alanında öne sürülen bir tezi, doğa bilimlerinden ve matematikten yardım alarak savunmanın amacı, okurun gözünde bu tezleri daha inandırıcı hâle getirmektir.

Ancak bu yöntem kazançlı olduğu kadar da risklidir. Çünkü her şeyden önce yardım aldığınız bilim disiplinini yeterince bilmeniz gerekir. Aksi takdirde görüşlerinizi güçlendireceğiniz yerde komik duruma düşebilirsiniz.

Sosyal bilimler literatürü ne yazık ki bu türden gülünçlüklerle doludur. Bir felsefi görüşü savunmak için matematikten örnek verilir; ancak verilen örneğin savunulan görüşle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bir siyasal tavır savunulurken keyfi ve yanlış biçimde fizikten örnekler verilir. Bu şekilde doğa bilimlerini suistimal edenlerin en büyük dayanağı, okurlarının bilgisizliğidir.

Bu o kadar yaygın ve o kadar pervasızca yapılmaktadır ki 1996’da Alan Sokal bu tutumu eleştirmek için bu tipte düzmece bir makaleyi alanında prestijli bir dergiye yollayıp kabul edilmesini sağlamıştır. A. Sokal’in “Aşılan Sınırlar: Kuantum Kütleçekiminin Dönüşümsel Bir Betimlemesine Doğru” adlı uydurma makalesi, bilimsel olarak tamamen anlamsız bir postmodern çorbaydı (1).


A. Sokal’ın Jean Bricmont ile birlikte yazdığı “Son Moda Saçmalar, Postmodern Aydınların Bilimi İstismar Etmesi” adlı kitapta postmodern düşünürlerin metinlerinde bilimsel terimlerin ne kadar ilgisiz, yanlış ve keyfi kullanıldığının birçok örneği vardır (2). Lacan’dan Kristeva’ya, Deleuze’den Baudrillard’a son derece saygın, dünyaca ünlü düşünürlerin bilimsel terimleri ne kadar bilgisizce ve gülünç bir şekilde kullandıklarını görmek için bu kitap mutlaka okunmalıdır.

*

Bu konuda Türkiye’den de birçok örnek verilebilir. Bu örneklerden biri de Prof. Dr. Yıldız Ecevit’in “Türk Romanında Postmodernist Açılımlar” adlı kitabıdır (3).

Bu kitap 2018'de 11. baskısını yapmıştır.


Bu kitap, yazarın kendi tezlerini kanıtlamak için doğa bilimleri terimlerini yalan yanlış kullanmasının tipik örnekleriyle doludur.

Kitaptan bazı örnekler verelim:

“Darwin’in kalıtım teorisi ve Auguste Comte’un pozitivizmi akılcı düşüncenin bilim ve felsefedeki doruklarıdır (4).”

“Comte’un pozitivizmi akılcı düşüncenin felsefedeki doruğudur”...

“Darwin’in kalıtım teorisi akılcı düşüncenin bilimdeki doruğudur”


Yıldız Ecevit, hakkında hiçbir fikri olmadığı böyle ifadeleri sık sık kitabında kullanır. Kafasına göre “doruklar” ilan eder. Bu kısacık cümledeki yanlışlar cümleden dışarı taşmaktadır; bu nedenle tek tek inceleyelim:

“Darwin’in kalıtım teorisi”


Charles Darwin öldüğünde kalıtım bilimi henüz emekleme aşamasındaydı. G. Mendel meşhur bezelye deneylerini yeni yayımlamıştı. Bırakalım bugün için geçerli bir genetik teorisini, “genetik” sözcüğü bile ilk olarak Darwin öldükten 23 yıl sonra kullanılmıştır. Darwin’in “kalıtım teorisi” diye kastedilen Darwin’in bu konuda bilinen tek fikri olan “pangenezi” ise bunun tarihi önemi dışında hiçbir geçerliliği yoktur (5).

Kısacası Y. Ecevit’in “bilimin doruğu” dediği şey, “doruk” olmadığı gibi “bilim” bile değildir.

“Bilimin doruğu Darwin’in kalıtım teorisi” ifadesinde:

Y. Ecevit’in kastettiği bilimsel doruk “kalıtım” ise bu Darwin’in değildir.

Y. Ecevit’in kastettiği bilimsel doruk “Darwin” ise bu “kalıtım teorisi” değil “evrim teorisi”dir. Y. Ecevit büyük bir ihtimalle kalıtım ile evrimi birbirine karıştırmaktadır.

*

Y. Ecevit’in cümlesinde geçen bir diğer iddia da şudur:

“Comte’un pozitivizmi akılcı düşüncenin felsefedeki doruğudur”...


Burada uzun uzun pozitivizm, Comte ya da akılcı düşünce anlatılmayacaktır. Sadece bir alıntıyla yetinelim.

Prof. Dr. Mary Pickering, August Comte hakkındaki kitabında şunları yazar:

Comte’a göre akıl, deneyime başvurmadan tek başına yeterli bir kaynak değildir. Bu anlamda Comte ne sadece saf akılcılığı ne de saf deneyciliği tek başına yeterli görür. (6)”

A. Comte’un pozitivizmi akılcı düşüncenin felsefedeki doruğu ise Descartes, Leibniz, Spinoza nesidir? A. Comte, Descartes ya da diğer rasyonalist filozoflar ile karşılaştırıldığında “akılcılığın doruğu” olarak adlandırılabilecek en son kişidir. Kısacası “Darwin’in kalıtım teorisi ve Auguste Comte’un pozitivizmi akılcı düşüncenin bilim ve felsefedeki doruklarıdır.” cümlesini yazabilmek için kişinin Darwin’den, kalıtımdan, bilimden, Comte’tan ve akılcı düşünceden tamamen habersiz olması gerekir.

*

Y. Ecevit’ten diğer bir alıntı:

“Capra bilim ve mistisizmi ‘insan ruhunun ayrılmaz iki bildirimi’ olarak adlandırır ve yeni dünya görüşünün ‘mistik sezgi ve bilimsel analiz arasında dinamik bir oyunu’ gerektirdiğinden söz eder. Bohm, Pribram, Capra, Sirac gibi fizikçiler, evrendeki yeni enerjilere açılmaktan dem vururlar. (7)”


Yıldız Ecevit, hiçbir referans vermeden bir cümlede tespih tanesi gibi bu isimleri sayınca okurun hemen ikna olacağını düşünmektedir. Kaç okur “Bu isimler kim?” diye araştıracaktır ki? “Evrendeki yeni enerjilere açılmak” ne demektir, bu kişiler bunu nerede söylemiştir, bu kişiler gerçekten böyle mi söylemiştir? Bunların bir önemi yoktur. Bir edebiyat kuramı kitabında böyle isimleri “herkesin bildiği gibi” diye sunarak ve “şu tuzluğu uzatır mısınız?” doğallığında yazdığınızda, okur bu bilgi yüküne itiraz edecek değildir. Çok büyük olasılıkla bu isimlerden Y. Ecevit’in de haberi yoktur ve muhtemelen okuduğu tek kaynak Fritjof Capra’nın kitabıdır. Sözü edilen “Pribram” Karl Pribram ise bir fizikçi değil psikiyatr-sinirbilimcidir. Fritjof Capra’nın görüşü, kuantum fiziğinden çıkarılan sayısız yorumlardan sadece biridir. Bu, fiziğin kabul edilen, yerleşmiş veya kanıtlanmış bir yorumu da değildir.

Bu yorum gibi onlarca farklı yorum vardır; “aslında hiçbir şeyin var olmadığını” söyleyenler bile vardır.

Sirac’ın kim olduğu belli değildir. Fizikçi Dirac ile karıştırılmış olma olasılığı bile vardır.

Y. Ecevit, bir kitapta gördüğü isimleri araştırmadan, detaylarını bilmeden art arda sıralamakta ve okurun ikna olmasını beklemektedir.

*

Kitaptan diğer bir alıntı: “Heisenberg, çekirdek fiziğinde parçacığın hızı ile konumunun aynı anda ölçülemediğini, hızlanan parçacığın ortadan kaybolduğunu söyleyerek maddeye belirsizlik katmış, onu aşkın bir boyuta taşımıştır.”(8)

Hızlanan parçacık ortadan kaybolmaz; parçacığın hızı arttıkça konumunu saptamak güçleşir.

“Maddeyi aşkın boyuta taşımak” ne demektir? Madde neyi aşmıştır, “aşkın boyut” neresidir?

Böyle muğlak ve ucu açık ifadelerle yaratmak istediği şey “fizik hipnozu”dur. Terimlerle hipnoz, Y. Ecevit’in sık sık başvurduğu bir tutumdur. Hasan Ali Toptaş ile ilgili bir belgeselde Hasan Ali Toptaş’ın edebiyatıyla ilgili şu cümleyi söyler:

Modernizm ve postmodernizmin biçimci koridorlarından geçerek, hatta daha da ötesi modern çağcıl çekirdek içi fiziğin görecelik gibi öğeleriyle bütünleşen masalsı bir dünya kurmuştur.”(9)

Bu bir laf salatasıdır. Görüşünü açıklarken “modern çağcıl çekirdek içi fiziğin görecelik gibi öğeleriyle bütünleşen” diyerek okuru ne olduğu belirsiz bir alana çekmekte, bir gizem sunmaktadır. “Çağcıl çekirdek içi fiziğin görecelik gibi öğesi” ne demektir? Kastedilen Einstein’in görelilik kuramıdır; ancak Einstein’ın görelilik kuramı çekirdek içi fizikte geçerli olan bir kuram değildir.


Y. Ecevit’in yaptığı sözle hokus pokustur. Okur, “görecelik”, “çekirdek içi fizik”, “nükleer”, “kuantum” vs. sözcüklerini görünce “vaaav, bu metinde keramet var” diyecektir. “Masalsı bir dünya” diye yazsa, bu etkiyi oluşturamayacağından görüşünü bilim terminolojisinden cımbızlanmış kavramlarla, ilgili-ilgisiz bir laf salatası içinde sunmuştur.

Bu kitap birçok üniversitede ders kitabı olarak okutulmaktadır. Aşağıdaki örnekler bunların sadece birkaçıdır.

*

Sosyal bilimlerle ilgili bir önyargı

Bir edebiyat, felsefe ya da sosyoloji metninde “kuantum”, “Gödel”, Heisenberg”, “Einstein” , “Relativite” vs. sözcükleri görürseniz % 90 olasılıkla orada:

En iyimser olasılıkla YANLIŞ, büyük olasılıkla YANLIŞ BİLE OLMAYAN bir cümle,

bir bilim cahili,

topluma pazarlanmaya uğraşılan bir düşünce veya yazar vardır.

Bu sözcükler, okurların bilimsel şüpheciliğini kuşanması gereken parolalardır.

Elbette terim ve kavramların disiplinlerarası kullanımı, birçok yönden zenginleştirici olabilir. Bir disiplinden alınan bir kavram bir başka alanda sıçratıcı ve derinleştirici bir kavrayış sağlayabilir. Ancak kullandığınız bu kavramların ne olduğunu bilmek, kulaktan dolma bilgilerle yetinmemek, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi keyfi kullanmamak gerekir. Başka bir disiplinden getirilerek metne aktarılan bu terim ve kavramları açıklamak, yazarın yükümlülüğüdür.

Bir sosyal bilimler metninde, bu disiplinle ilgisi olmayan bilimsel bir kavram ya da terim görüldüğünde, karşısında hipnotize olmamak ya da altında ezilmemek için bu kavram/terimlerin metinle ilişkisi mutlaka sorgulanmalıdır.


(Edebiyatla Ahmaklaştırma Felsefeyle Çökertme 1. ciltten)

Taylan Kara




Kaynaklar

2. Alan Sokal , Jean Bricmont Son Moda Saçmalar, Postmodern Aydınların Bilimi İstismar Etmesi. Alfa Yayınları, 2013, İstanbul.

3. Yıldız Ecevit, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, İletişim Yayınları, 2013, İstanbul.

4. Age. S. 26

6. Mary Pickering, Auguste Comte: An Intellectual Biography. Volume 1. Cambridge: Cambridge University Press, 1993.

7. Age S. 211-212

8. Age. S. 27

9. https://www.youtube.com/watch?v=5rAf_Yvvjew 37:00 sn (Erişim tarihi 01.04.2021)

173 görüntüleme2 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

2 comentarios


V. Koç
V. Koç
08 oct 2023

Sayın Taylan Kara tarafından deşifre edildiği üzere, postmodernizm müridi sahte bilim insanları ve SAN'ATçıların "herkesi kör alemi sersem sanması" onulmaz bir hal olduğu açıktır. Akıl, bilgi ve bilim düşmanı "postmodernist açılımlar"ın mimarlık alananına sirayetinden duyulan rahatsızlığa da Sayın Ufuk Doğrusöz: "Postmodernizm'cilik-3: Fransız Kökenli Bir Amerikan İcadı" (https://www.youtube.com/watch?v=foptBbfHCj0&t=2111s) video konferansı ile itiraz etmektedir. Ufuk Doğrusöz bu konferansında haklı olarak akla, bilime, etik ve estediğe bir ideolojik ve teorik saldırı olan "postmodernizm'cilik"i eleştirirken, her ne kadar neredeyse kıta felsefe ekolünü, Hegel'i, Marx'ı gömerek, çözümü analitik felsefe ekolünde görüyor olsa da, postmodernizmin Fransa'daki dinamiklerini merak edenler, vakti ve sabrı olanların bu video konferansı da izlemesi, bu retoriğin anlaşılmasına katkı sağlayabilir.

Me gusta

ibrhm.gcytmz
08 oct 2023

Önce, "Herkesin bildiği gibi" ve/veya "Bütün dünyanın kabul ettiği" gibi cümlelerle ön kabul oluşturulur ve alan temizlenir. Sonra salla sallayabildiğin kadar. Okurken "Acaba mı" dedin. Herkes biliyor, Bütün Dünya kabul ediyor. Sıradan bir ölümlü (pardon okuyucu ) olarak şüphe etmek sormak sorgulamak haddine mi düşmüş.


İşin daha kötüsü, yazan da yazdığı zırvalığın zırvalık olduğunu bilmiyor. Müktesebatı yetersiz çünkü. Okuyucuyu aldatmakmış, bilimin namusuymuş, kendi öz benliğine saygıymış gibi kavramlar detaydır ve gözardı edilebilir.


Taylan hocamın eleştirilerini okurken aklıma gelen bir fıkra.


Genç rahip görev yapacağı yeni kiliseye gelmiş. Kıdemli papazdan izin alarak pazar ayinini yönetmiş. Ayin sona ermiş. Cemaat dağıldıktan sonra heyecanlı bir şekilde sormuş. Efendim nasıl buldunuz.


Kıdemli rahip öfkeli bir şekilde "Fena değildin ama önemli üç hata yaptın" demiş.


Me gusta
bottom of page