AKILSIZLAŞTIRMA MEKANİZMALARI (1. bölüm)

En son güncellendiği tarih: Tem 19

(Edebiyatla Ahmaklaştırma Felsefeyle Çökertme 3. Cilt)


Aklı bozmanız için nesnelerin ve kavramların temsiliyetini yok etmeniz gerekir.

*

Cetveli bozarsanız her şey bozulur.

*

Aklı işlevsiz hale getirmek isterseniz, onun tutamak noktalarını yok etmeniz yeterlidir.

*

Norm yıkmak 21. yüzyılın sahte radikalliğidir.

*



AKILSIZLAŞTIRMA MEKANİZMALARI

Global bir karşı devrim çağındayız. Tarihin her döneminde dünyanın her yerinde akıl karşıtı ya da aklı küçümseyen bir damar hep vardı. Geçmişten farklı olarak günümüzde değişen şey akıl karşıtlığı, aklın küçümsenmesi veya akılsızlaştırmanın şiddetli bir yönelim, kitlesel bir eğilim ve sistematik bir dayatma olarak karşımıza çıkmasıdır. Aklı küçümseyen, aklı olumsuzlayan, aklı bütün kötülüklerin kaynağı ve düşünmenin önünde bir engel olarak gören bu akımlar, bugün düşünce dünyasında oldukça güçlü ve tarih boyunca hiç olmadığı kadar baskındır.

Türkiye’de akılsızlaştırma süreçlerinin 5 temel özelliği vardır:

1. Sistematiktir.

2. Kendiliğinden değil tavandan tabana, aydınlardan halka doğru oluşmuştur.

3. Bir dayatmadır ve kesinlikle şiddet içermektedir.

4. Yaygın ve topyekûndur; sadece yığınları, kitleleri değil bütün toplumsal sınıfları etkilemektedir.

5. Sağa ya da sola özgü bir durum değildir. Soldan sağa siyasal yelpazedeki bütün politik grupları etkileyen kitlesel bir süreçtir.

Akılsızlaşma, tek tek bireylerin akli performanslarının düşüklüğü değil topluca yaşanan bir algılama ve değerlendirme bozukluğudur.


Akılsızlaştırmanın yükseliş sürecinde göz ardı edilemeyecek iki tarihsel bağıntı vardır:

Sosyalizmin çöküşü

Dinselleştirmenin yükselişi

*

Sosyalist Bloğun Çöküşü

Sol-sosyalist literatürde akıl ya da bilim kavramlarına genelde pozitif atıflar yapılır. Örneğin “bilimsel sosyalizm” ifadesinde olduğu gibi “bilim”, sosyalizmin referansı olarak gösterilir. Tersinden söylenecek olursa akıl ve bilim karşıtlığı, tarih boyunca sol karşıtlığı ile çoğu kez kol kola gitmiştir. Bütün eksikleri ve zaaflarıyla bile olsa sosyalizm, insanlık tarihinde bir ütopyayı temsil eder ve insanlığın gelecek projesi olarak akılla birlikte anılır. Tersinden söylenecek olursa akıl karşıtı eğilimin hemen hemen daima sosyalizm karşıtı olduğu görülür.

Sosyalizm “ilerleme fikri” üzerinde yükselen ve insan aklına dayanan bir sistemdir. Geleceğin akılla tasarımı olarak tanımlanabilecek olan sosyalizm yıkılınca “ilerleme fikri” ve “akıl” kaçınılmaz olarak gözden düşmüştür.

Bugün geçmişten farklı olarak akıldışılık sol düşüncenin de içine girmiştir. Kendisini sol-sosyalist olarak tanımlayıp aklı küçümseyen, akıl karşıtı bir damar oluşmuştur. Postmodern felsefenin en büyük zaferlerinden biri budur.

Akılsızlaştırma eğilimini sosyalizmin çöküşünden ayrı bir olgu olarak düşünemeyiz.

*

Dinselleşme / Dinselleştirmenin Yükselişi

Dinselleştirme ile akılsızlaştırma at başı gitmektedir. Ne kadar akılsızlaştırma varsa o kadar dinselleştirme vardır. Dinselleşme derken kast edilen şey insanların salt dindarlaşması değildir. Çünkü İslam’ın içinde de eskiden beri aklı temel alan, aklı önemseyen bir damar vardır. Meşhur “akılnakil” tartışması, bu damarın tarihte hiç de zayıf olmadığını göstermektedir. İslam’da aklı temel alan bu damar da baskılanmaktadır.

İslam’ın içindeki çeşitli eğilimlerden akli olanların baskılanması, etkinliğinin azaltılması, akıl karşıtı olanların ise güçlendirilmesi… Bu da bir yan bağıntı olarak not edilmelidir.

Akıl karşıtlığının sadece dini ideoloji çerçevesinde olduğunu düşünmek çok büyük bir yanılgıdır. Akılsızlaşma, kendi kendine bir damar olarak yükselirken, dinlerden sosyalizme dek az ya da çok bütün ideolojilerin kendi içinde de yükselmektedir.

Dinsel ya da dindışı, dini ya da seküler; maddi dünyayı kontrol dışı kaynak ve otoritelere bağlamak akıldışılıktır ve dinsel düşüncenin dölyatağıdır.

Örneğin “Enflasyon canavarı”, “trafik terörü”, “yağmur can aldı” gibi olayları özneleştirme ya da animist dil de bir dinselleştirme çeşididir. Buna “seküler dinselleştirme” diyebiliriz.

Bilgiyi kirlilik, aklı bir engel olarak gören Hasan Ali Toptaş’ın edebiyatının böyle bir dönemde 40 ayrı kanaldan topluma enjekte edilmesi ve alkışlanması boşuna değildir.

H. A. Toptaş edebiyatının detaylı eleştirisi Edebiyatla Ahmaklaştırma Felsefeyle Çökertme kitabının 1. cildinde yapılmıştır.

Dinselleşmenin/dinselleştirmenin panzehri akıldır. Bu yüzden aklı küçümsemek, dinselleşmeye alan açmaktır.

Akıl karşıtlığının dört mekanizması vardır:

1- Kavramların, içeriğini temsil etmemesi ve yer yer karşıtına dönüşmesi

2- Aklın tutamaklarının yok edilmesi

3- Karşıt görünenlerin aynı zihin yapısında olması (Karşıtların birliği)

4- Bütünsel bakışın bozulması (Parçalı bilinç)

*


1- Kavramların, içeriğini temsil etmemesi ve yer yer karşıtına dönüşmesi


Yorgos Lanthimos’un Köpek Dişi adlı filminin başında bazı sözcüklerin anlamı verilir:

Deniz: Ahşap kolluklu deri koltuk

Otoban: Güçlü bir rüzgâr türü

Seyahat: Zemin kaplamada kullanılan dayanıklı madde

Tüfek: Beyaz bir kuş türü

Görüldüğü gibi bu sözcüklerin anlamı tamamen değiştirilmiş, çarpıtılmıştır.



*

Aklı bozmanız için nesnelerin ve kavramların temsiliyetini yok etmeniz gerekir.

Kavram bir tanımlamadır. Tanımlamak, tanımlanan şeyin sınırının belirlenmesi ve içeriğinin dışındakilerden ayrılmasıdır. “Bu bir elmadır” dediğinizde elma ile “elma olmayan” arasına bir sınır çekilmiş olur; “elma olan” içerik ile elma kavramı birbirine bağlanır. Bu anlamıyla kavramlaştırma ya da tanımlama, bir “daraltma” işlemidir.

Bir kavram iki şekilde işlevsizleştirilebilir:

- Aşırı daraltıp içeriğini yok ederek.

- Radikal bir şekilde genişletip içeriğini dağıtarak…

Günümüzde birçok kavram, işaret ettiği nesnesini temsil edemez hale getirilmiştir.

Tıpkı sözü edilen filmdeki gibi sözcüklerin içi boşaltılmış ve tamamen farklı içeriklerle doldurulmuştur. Örneğin sivil, sivil değildir; sivil kavramı, devletler tarafından işgal edilmiştir.

Özgürlük, özgürlük değildir; özgürlük düşmanlarınca işgal edilmiştir.(1)

Antiemperyalizm, antiemperyalizm değildir; emperyalistler tarafından işgal edilmiştir.

Sözcük ve kavram içeriklerinin bu şekilde değiştirilmesinin toplumsal ve politik olarak son derece ciddi sonuçları vardır.

*

2- Aklın tutamaklarının yok edilmesi


Ama ne kadar soyut görünürlerse görünsünler, düşünceler de bir dayanak noktasına gereksinim duyarlar, yoksa kendi çevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar; onlar da hiçliğe katlanamaz.

Stefan Zweig


“Akıl” sözcüğünün sözlüklerdeki karşılığı reason (İngilizce), vernunft (Almanca), raison (Fransızca)’dur.(2)

“Rasyonel” sözcüğünün sözlüklerdeki karşılığı ise rational (İngilizce), rational/vernünftig (Almanca), rationnel (Fransızca) olarak verilmiştir. “Rasyonel” sözcüğü, “akla ve düşünce yasalarına uygun”, “akıl içeren, aklın varlığı ya da faaliyetiyle belirlenen şey” olarak tanımlanmaktadır.

“Rasyonel” sözcüğünün kökünde “ratio” sözcüğü vardır ve oran anlamına gelir. “Rasyonel sayılar”, iki tam sayının birbirine oranı olarak ifade edilebilen sayılardır.

Oran, bir şeyle başka bir şeyin karşılaştırılmasını gerektirir. Oran dendiğinde otomatik olarak en az iki şey varsayılmış olur.

İnsan aklı hep bir şeyle başka bir şeyi karşılaştırarak çalışır. Birçok şehrin merkezinde, bir heykel, meydan, saat kulesi, cadde, tapınak vs. gibi belirleyici bir yapı vardır. O şehirdeki yer tarifleri, bunlara göre yapılır:

“Atatürk heykelinin arkası”, “Belediye binasının önü”, “Saat kulesinin yakını” vs. Mekânlar, şehre uzaklık ya da yakınlık, bu referans yerlerine göre tanımlanır. Ölçü alınacak bu türden bir yer olmadığında yer algısı kaybolur.

İnsan aklı ölçek bağımlıdır. Bir ölçek verilmezse algımız boşa düşer ve bozulur.

Solda geniş bir galaksi kümesinin simülasyon görüntüsü, sağda ise fare beynindeki üç nöron görülmektedir(3).



Üstteki fotoğrafta ölçek, ilkinde milyonlarca ışık yılı, ikincisinde mikrometredir. Ancak ölçek verilmediğinde bu boyutlar algılanamaz. Ölçek verilmezse, bir galaksinin fotoğrafı ile bir nöronun fotoğrafı aynı görünür.

Ölçmek, karşılaştırma yapmak demektir. Yıllarca uzunluk ölçüsü birimi olarak, bugün Paris’te bulunan bir çubuk esas alınmıştır(4).


Uzun yıllar 1 metrenin ölçüsü olarak kullanılan “metre çubuğu” (Paris)

Bir uzunluk ölçüsü olan “metre”nin 1960-1983 yılları arasındaki tanımı şudur:

Kripton-86 atomunun 2p10 ve 5d5 kuantum seviyeleri arasındaki geçişteki ışımanın boşluktaki dalga boyunun 1.650.763,73’de biridir.(5)

Metrenin 1983’ten beri kullanılan tanımı şudur:

Işığın boşlukta 1/299.792.458 saniyede aldığı mesafedir. Metrenin yukarıda verilen bütün tanımlarında hep bir karşılaştırma, bir şeyle oranlama vardır. İlkinde bir çubukla, ikincisinde bir elementin dalga boyuyla, üçüncüde ise ışık hızıyla karşılaştırılmıştır.

“Şu ağaç 5 metredir” dendiğinde “metre çubuğunun 5 katıdır” denmiş olur.

Bozduğunuzda her şeyin bozulduğu şey nedir diye sorarsanız yanıt bana göre cetveldir. Metre bir normdur. CETVELİ BOZARSANIZ HER ŞEY BOZULUR.

Aklın oranla, bir başka şeyle kıyaslamakla yakın ilişkisi vardır. Aklın işlevsel olması için bir tutamak noktasına, ele aldığı nesnesini, ölçüsünü bildiği bir referans ile karşılaştırmaya ihtiyacı vardır.

Aklı işlevsiz hale getirmek isterseniz, onun tutamak noktalarını yok etmeniz yeterlidir.

Bugünlerde “normları yıkmak” entelektüel alanda pek popülerdir; önüne gelen norm yıkmak ister. “Norm” sözcüğünün entelektüel dünyada anlamı hemen hemen daima negatiftir.

Normlar hep yıkılmak istenir. Ancak bu norm yıkma eğilimi de norm içinde oluşmuş bir aklın ürünüdür. Bu kişiler yaşamlarını ve entelektüel varlıklarını hayatlarının bütün evrelerinde binlerce normun içinde kurar.

Vahşi doğada yaşamıyorlarsa içinde yaşadıkları ev, bindikleri asansör, toplu taşıma araçları vs. belirli normlarla yapılmıştır. Oy kullanırken belirli bir norm üzerine inşa edilmiş yurttaşlık hakkını kullanırlar. Normatifliği eleştirdikleri kitaplar matbaalarda belirli normlarda; üçgen, yamuk, eşkenar dörtgen şeklinde değil, belirli bir standarda göre basılır. Elektrik prizleri ve alternatif akım “normatif”tir.

Trafik ışıkları ya da sürücülerin uyması gereken kurallar, son derece mekanik ve normatiftir. Sürücüleri, bunlara uymaya zorlar; tahakkümcüdür; sürücülere baskı yapar. Binlerce motorlu taşıtın kullanıldığı bir yolda bu mekanik, soğuk ve tahakkümcü yöntem dışında ne uygulanabilir? Her insanın trafikte kendi öznelliğini ortaya koyması, istediği gibi araba kullanması, istediği hızda gidip istediği yerde durması mümkün müdür?

Binlerce motorlu taşıtın olduğu bir yerde otonomi, öznellik, kişinin kendini ifade edebilmesi, tahakküme başkaldırı, baskıya boyun eğmeme vs. gibi kavramları hayata geçirdiğinizde kısa sürede herkesin mağdur olduğu bir düzensizliğe ulaşılacaktır.

Gündelik hayat, tepeden tırnağa normatiftir. Normatiflik yaşamın her yerine sinmiştir. Toplum varsa norm vardır; normları ortadan kaldırdığınızda hiç kimse yaşamını bir gün bile sürdüremez.

“Normdan sapmak” için her şeyden önce “norm”un oluşması gerekir. Sapma, “norm”un bir türevi, norm, sapmanın zeminidir. Kendisinden sapılacak bir norm yoksa sapma da olmaz.

“Norm eleştirisi” için gerekli ön koşul, her şeyden önce normların varlığıdır. Normlarını çoktan oluşturmuş bir kültürde norm eleştirileri, normların gelişmesini ve inceltilmesini sağlar.

Ancak bu eleştirileri olduğu gibi alıp normları henüz oluşmamış bir topluma boca etmek, o toplumu “norm öncesi” bir “doğa durumu hâli”ne götürür. Her ne kadar normlar oluşurken elinde silah olan ya da en güçlü olanların etkisi, diğerlerine göre daha fazla olsa da normların kaldırılması tamamen güçsüzün aleyhine bir durumdur. Normlar yıkıldığında kuralları belirleyen, en güçlünün arzularıdır. Normlar yıkılınca güçlünün normu geçerli olur. Bir “normsuzluk hâli” olan “doğa durumu”nda norm, en güçlünün normudur.

Kısacası norm yıkmanın her zaman pozitif sonuçları olmaz.

Aydınlanma kurumları yerleşmiş bir toplumdaki aydınlanma eleştirilerini, aydınlanmadan nasibini alamamış bir topluma olduğu gibi aktarmak, o toplumu aydınlanma öncesi çağa itmektir.

Norm yıkanlar her zaman olumlu kişiler değildir. Denis Diderot’nun Rameau’nun Yeğeni kitabının kahramanı, bir norm yıkıcıdır. Roma İmparatoru Calicula, büyük bir norm yıkıcıdır.

*

En ince detayına kadar “aşırı norm” içinde yaşayan bir toplumda üretilen norm karşıtı eleştirileri, henüz yeterince “norm” oluşturamamış ya da gücü olanın kendi normunu dayattığı bir topluma boca etmek; Türkiye’deki entelektüel enerjinin önemli bir kısmı bu çerçevede harcanmaktadır.

21. yüzyıla kadar kurallar-sınırların belirsizleşmesi ya da normların yıkılması devrimci düşünce için pozitifti. Çünkü mevcut normların yıkılmasının nedeni, yerlerine genişletici başka normlar koymaktı ve yıkıcıların elinde mevcut normlara alternatif normlar vardı. 21. yüzyıl ise bir kuralsızlık, hadsizlik, sınırsızlık ve normsuzluk yüzyılıdır. Norm yıkımının kaçınılmaz sonucu “doğa durumu”dur.

En sağcısından en solcusuna, dincisinden ateistine Türkiye’de bugün fiilen yaşanan en yaygın ahlâk, normları yıkmaktır. Bilinen bütün sınırlara, çerçevelere, tanımlara bütün ölçeklere hunharca ve bizzat sınırladıkları tarafından tecavüz edilmektedir.

Norm yıkmak 21. yüzyılın sahte radikalliğidir.

(DEVAM EDECEK)


Taylan Kara

taylankara111@gmail.com


Kaynaklar

1. Edebiyatla Ahmaklaştırma Felsefeyle Çökertme 1. Cilt, Hayal yayınları, İstanbul, Sf 119

2. Ahmet Cevizci, Paradigma Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayıncılık, 2005 İstanbul.

3. https://www.forbes.com/sites/startswithabang/2016/01/23/ask-ethan-is-the-universe-itself-alive/#c417db131bbf Son erişim tarihi: 18.05.2020

4. http://www.pariste.net/metrik-sistemin-temeli-metre-tasi/ Son erişim tarihi: 18.05.2020

5. https://en.wikipedia.org/wiki/Metre Son erişim tarihi: 18.05.2020


209 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör